Travesti Haber Portalı

Kategoriler

İzmir Travestileri Anlatıyor

İzmir Travestileri, Türkiye'nin İstanbul ve Ankara'dan sonra üçüncü büyük metropolü ve fuarlar merkezi, ticaret ile bütünleşmiş çağdaş bir liman kentidir.İzmir'in batısında denizi, plajları ve termal merkezleriyle Çeşme Yarımadası uzanır. Antik çağların en ünlü kentleri arasında yer alan Efes, Roma’nın imparatorluk devrinde dünyanın en büyük kentlerinden biriydi. Tüm İyonya kültürünün zenginliklerini bünyesinde barındıran Efes, yoğun sanatsal etkinliklerle de adını duyuruyordu. Bu maksatla da bu şehre "Güzel İzmir"deniyordu. 

Özet Bilgi

Türkçe’de ”Güzel İzmir” olarak adlandırılan İzmir, yatlar ve gemilerle çevrilmiş uzun ve dar bir körfezin başında yer almaktadır. Ilıman bir iklime sahip olup, yazında denizden gelen taze bir serinlik güneşin sıcaklığını alıp götürmektedir. Sahil boyunca palmiye ağaçları ve geniş caddeler bulunmaktadır. İzmir Limanı İstanbul’dan sonra ikinci büyük limandır. Canlı ve kozmopolit bir şehir olan İzmir Uluslararası Sanat Festivali ve Uluslararası Fuarı ile de önemli bir yer tutar. “İzmir” kelimesi Eski İyon Lehçesi'nde Smyrne, Atina Lehçesi'nde ise ''Smyrna'' diye yazılırdı. Bugünkü Hellenler bu kentin adını ''Zmirni'' biçiminde telaffuz etmekte, son yıllarda Antik Efes kenti civarında da bu adla anılan bir köy yerleşimi izlerine rastlanmıştır. Olasılıkla İzmir'den Efes'e giden bir kraliçenin adını yerleştikleri köye de koydukları düşünülmektedir ki bununla ilgili bilgilere eski kaynaklarda da rastlanmaktadır.Sanayi bakımından Marmara Bölgesi'nden sonra ikinci sırada gelir.İzmir sanayisi, fuarı ve ihracat limanı ile önemli bir kentimizdir. İzmir’de Aliağa Petrol Rafinerisi de bulunmaktadır.

Ankara Travestileri Anlatıyor

Ankara Travestileri, Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti,Türkiye'nin en kalabalık ikinci ve dünyanın en kalabalık otuz sekizinci kentidir.Topraklarının büyük bölümü İç Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Sakarya bölümünde yer alır. Türkiye'nin coğrafi merkezine yakın olduğu için, hem konum hem de işlev itibariyle Türkiye'nin kalbi benzetmesi yapılır.Ankara1923'ten beri Türkiye'ye başkentlik etmektedir.Ankara; kedisi, keçisi, tiftiği, tavşanı, armudu, balı ve Kalecik Karası denilen misket üzümü ile ünlüdür.

Özet Bilgi

Türkiye Cumhuriyetinin Başkenti Ankara, Orta Anadolu’nun merkezi bir noktasında kurulmuştur. Bu merkezi konumu itibariyle tarih boyunca özellikle Selçuklular ve Osmanlılar devrinde, Ankara keçilerinin tüylerinden yapılan sof kumaşlarının yurt dışına satılması Ankara’yı kervansarayların güzergahı ve bir ticaret merkezi haline getirmiştir.Ankara, Birinci Dünya Savaşı sonrası Atatürk liderliğindeki ulusal direnişte belirgin bir konum üstlenmiş ve Ulusal Kurtuluş Savaşı ile Türk yurdunun yabancı işgalinden kurtarılmasıyla 13 Ekim 1923′de yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti ilan edilmiştir.
Ankara’nın en belirgin noktasında yer alan yapı, Ulu Önder Atatürk için yaptırılan ihtişamlı Anıtkabir’dir. 1953 yılında tamamlanan bu antik ve modern mimari sentezi yapı Türk mimarisinin gücünü ve zarafetini kanıtlamaktadır.
Şehrin en eski bölümleri tarihi Kaleyi çevrelemektedir. Duvarlar içinde 12. yüzyıla ait Alaaddin Cami her ne kadar Osmanlılar tarafından elden geçirilmişse de hala Selçuklu ahşap işçiliği ve sanatının güzel örneklerini sergiler. Pek çok sayıda ilginç eski Türk evi restore edilmiş ve sanat galerileri ya da geleneksel Türk mutfağından örneklerin sergilendiği lokantalar olarak yeniden hayat bulmuştur.
Hisar Kapısı’nın yakınlarında güzel bir şekilde restore edilmiş olan Bedestendeki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde Paleolitik, Neolitik dönemlere ve Hatti, Hitit, Frigya, Urartu ve Roma Uygarlıklarına ait paha biçilmez eserler yer almaktadır.Kalenin dışında 13. yüzyıldan kalma Arslanhane Cami ve 14. yüzyıla ait Ahi Elvan Cami görünmeye değer eserlerdendir.Kale yakınlarında, bir Roma Tiyatrosu ve aynı bölgede 15. yüzyıldan kalma Hacı Bayram Cami ve türbesi yer almaktadır.
Selçuklu tahta kapı oymacılığının şaheserlerinin ve diğer günlük kullanım araçlarının sergilendiği Etnografya Müzesinin hemen yanında yer alan Resim ve Heykel Müzesi Türk güzel sanatlarından kesitler içerir. Ankara’daki en büyük camii olan Kocatepe cami 1976 ile 1987 arasında Osmanlı mimarisine uygun olarak inşa edilmiştir.
Ankara, seçkin bale, tiyatro, opera ve halk dansları düzenlemeleri ile hareketli bir sanatsal ve kültürel yaşama sahne olmaktadır. Şehir, özellikle dinleyici sayısı hiç düşmeyen Flarmoni Orkestrası ile ünlüdür.

Gezi Rehberi

Anıtkabir

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, inkılâpların yaratıcısı, kahraman asker, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedî istirahatgâhının bulunduğu Anıtkabir, Rasattepe’ de inşa edilmiştir. Mimarları Prof. Emin Onat ve Doç. Orhan Arda’dır. 1944 yılında yapımına başlanan anıt, 1953′te tamamlanmıştır. Aynı yıl Ata, Etnografya Müzesindeki geçici kabrinden büyük bir törenle buraya nakledilmiştir. Anıtkabir kompleksi içindeki üniteler ;İstiklâl Kulesi, Hürriyet Kulesi, Aslanlı Yol, Müdafaa-i Hukuk Kulesi, Mehmetçik Kulesi, Zafer Kulesi, Barış Kulesi, 23 Nisan Kulesi, Misak-ı Milli Kulesi, İnkılâp Kulesi, Zafer Kabartmaları, Mozole – Şeref Holüdür.

Kurtuluş Savaşı Müzesi

I. TBMM binasında hizmet veren bir müzedir. 23 Nisan 1961'de "Türkiye Büyük Millet Meclisi Müzesi" adıyla halkın ziyaretine açılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk'ün doğumunun 100. yılını kutlama programı çerçevesinde, 1981 yılında Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından restorasyon ve teşhir-tanzim çalışmaları sonucu 23 Nisan 1981 tarihinde "Kurtuluş Savaşı Müzesi" adıyla yeniden ziyarete açılmıştır.

'Cumhuriyet Müzesi'

II. TBMM binasında hizmet veren müzedir. Müzede ilk üç Cumhurbaşkanı dönemini yansıtan olaylar, onların kendi sözleri, fotoğrafları, bazı özel eşyaları ile o dönemde mecliste alınan kararlar ve kanunlar sergilenmektedir.

Atatürk Evi

Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin benzeri olup, Atatürk Orman Çiftliği sınırları içerisindedir. Üç katlıdır.Atatürk’ün 100. doğum yıldönümü nedeniyle, Ankara Ticaret Odası aldığı bir kararla, Atatürk’ün Selanik’te doğup büyüdüğü evin aynı plan ve ölçüler içerisinde bir benzerinin Atatürk Orman Çiftliği sınırları içerisinde yapılmasını kararlaştırmış, 19 Mayıs 1981 günü temeli atılan bina, 10 Kasım 1981 tarihinde törenle ziyarete açılmıştır.Mükemmel bir şekilde dizayn edilen odalardaki eşyalar, bulunduğu dönemi en güzel şekilde yansıtmaktadır.Müze Odası içerisinde Atatürk’ün fotoğrafları, vesika ve belgeleri dışında; takım elbiseleri, spor gömlekleri, kasketi, yeleği, eldiveni, silindir şapkası, ayakkabısı, kartvizit kutusu, tesbihi, masa zili, kahve fincanı ve baston gibi bazı eşyaları sergilenmektedir.Taşlık, Kiler, Hizmetçiler Odası, Sofa, Mutfak, Misafir Odası, Atatürk Odası, Müze Odası, Oturma ve Yatak Odası Atatürk Evi’nin bölümlerini oluşturmaktadır.

Atatürk Orman Çiftliği

Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü özkaynakları ile yaptırılan "Gazi Orman Çiftliği Parkı"Ata'nın vasiyeti doğrultusunda halkımızın hizmetine sunulmuştur. Atatürk'ün 1937 yılında çiftliklerinin ulusa devri hakkında yazdığı feragat mektubunda belirttiği üzere, "çiftliklerin yerine göre araziyi ıslah ve tanzim etmek, muhitlerini güzelleştirmek, halka gezecek, eğlenecek ve dinlenecek sıhhi yerler temin eylemek hususu'' vazifeleri arasında yer alan Atatürk Orman Çiftliği , Çiftlik Müdürlüğü tarafından 6 dönümlük alanın rehabilite edilmesiyle kurulmuştur. Parkta, çocuk oyun alanları, oturma alanları, dişbudak, akçaağaç, meşe, karaçam, sedir gibi ağaçlar yer alıyor. Parkta, 500 adet gülün bulunduğu gül bahçesi, havuz, mevsim çiçeklerinden yapılan peyzajlar da bulunuyor.Ayrıca Hayvanat Bahçeside Atatürk Orman Çiftliğinde bulunmaktadır.

Gordion Müzesi

1963 yılında bugün Yassıhöyük olarak tanınan 500 nüfuslu küçük bir köyün yanında kuruldu. Bugün Gordion Müzesi’nde kronolojik bir sergileme sunulmakta, her dönem karakteristik örneklerle temsil edilmektedir. Üç vitrinde Eski Tunç Devri eserleri, bunu takiben Kral Midas ile son bulan Erken Frig Dönemine ait eserler yer almaktadır. Bu eserler içinde Erken Demir Çağı’na ait el yapımı çanak-çömlekler, Erken Frig Çağına ait demir aletler, tekstil üretim aletleri sergilenmektedir. Yeni sergi salonunda panoramik vitrin içinde M.Ö. 700 yıllarına tarihlenen tahrip katına ait tipik bir yapı sergilenmektedir. Yeni salonun geri kalan kısmında M.Ö. 6- M.S. 4. yüzyıla ait ithal edilmiş Yunan seramiği, Helenistik Çağ ve Roma Dönemine ait malzemeler sergilenmektedir. Son bölümde ziyaretçiler Gordion’da ele geçen mühür ve sikke örneklerini izleme imkanı bulacaklardır.

Roma Tiyatrosu

Ankara'nın Ulus Semtinde Hisar Caddesi ile Pınar Sokak arasında yer almaktadır. Antik yazarların Ankara hakkında verdikleri bilgiler arasında tiyatrodan hiç söz edilmemesine karşılık, Ankara'da bulunan bazı yazıtlarda dolaylı olarak bahsedilmektedir. Ayrıca Roma Hamamı’nda korunan bir heykel kaidesi üzerinde yer alan yazıt, Dionysos şenlikleri hakkında bir kararnameyi içermektedir. Yazıt, Ulpis Aelius Pompeianus'un Agonluğu sırasında çıkarılan bir kararnamedir ve üzerinde tiyatronun belli bir yerine konulduğu yazılıdır. Buna göre Ankara'da bir tiyatro yapısının bulunduğu açıkça belli olmaktadır. Ancak 1982 yılına kadar nerede olduğu bilinmiyordu. 1982 yılında bir inşaatın temel kazısı sırasında bulunan arkeolojik veriler neticesinde 1982-1986 yılları arasında yapılan kazılarda tiyatro tamamen açığa çıkarılmıştır.Bir çok tiyatroda olduğu gibi yerli kayanın oyulması ve doldurulması ile elde edilen oturma sıraları moloz taş - harç dolgusuyla oluşturulmuştur. Orkestraya girişi sağlayan doğu ve batıda iki tane parados (yan giriş) yer almaktadır. Skene (sahne) binası orkestraya beş kapı ile açılmaktadır.

İstanbul Travestileri Anlatıyor

İstanbul travestileriTürkiye'nin nüfus bakımından en yoğun şehridir ve Ticaret hayatının kalbi burada atar. Birçok şirketin yönetim merkezlerinin olduğu finans merkezi konumundadır. Tarihin her döneminde önemini korumuş ve İmparatorluklara başkentlik yapmış önemli bir kültür merkezidir.
ÖNE ÇIKAN GEZİ BÖLGELERİ, Sultanahmet, Eminönü, Taksim, Beyoğlu, Karaköy, Ortaköy, Fatih, Eyüp, Fener, Balat, Üsküdar, Çamlıca, İstanbul Boğazı, İstanbulda en önemli gezi alanlarıdır. 

Özet Bilgi

İstanbul, Türkiye'nin en kalabalık, iktisadi ve kültürel açıdan en önemli şehri. İktisadi büyüklük açıdan dünyada 34., nüfus açısından belediye sınırları göz önüne alınarak yapılan sıralamaya göre Avrupa'da birinci sırada gelir.
İstanbul Türkiye'nin kuzeybatısında, Marmara kıyısı ve Boğaziçi boyunca, Haliç'i de çevreleyecek şekilde kurulmuştur. İstanbul kıtalararası bir şehir olup, Avrupa'daki bölümüne Avrupa Yakası veya Rumeli Yakası, Asya'daki bölümüne ise Anadolu Yakası denir. Tarihte ilk olarak üç tarafı Marmara Denizi, Boğaziçi ve Haliç'in sardığı bir yarım ada üzerinde kurulan İstanbul'un batıdaki sınırını İstanbul Surları oluşturmaktaydı. Gelişme ve büyüme sürecinde surların her seferinde daha batıya ilerletilerek inşa edilmesiyle 4 defa genişletilen şehrin  39 ilçesi vardır. Sınırları içerisinde ise büyükşehir belediyesi ile birlikte toplam 40 belediye bulunmaktadır.
Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan İstanbul, M.S. 330 - 395 yılları arasında Roma İmparatorluğu, 395 - 1204 ile 1261 - 1453 yılları arasında Doğu Roma İmparatorluğu, 1204 - 1261 arasında Latin İmparatorluğu ve son olarak 1453 - 1922 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'na başkentlik yaptı. Ayrıca, hilafetin Osmanlı Devleti'ne geçtiği 1517'den, kaldırıldığı 1924'e kadar, İstanbul İslamiyet'in de merkezi oldu.

Sultanahmet ve Çevresi

Ayasofya Müzesi

Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından M.S. 532 - 537 yılları arasında İstanbul'un tarihi yarımadasındaki eski şehir merkezine inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali olup, 1453 yılında İstanbul'un Türkler tarafından alınmasıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülmüştür ve günümüzde müze olarak hizmet vermektedir.
Ayasofya, mimari bakımdan, bazilika planı ile merkezî planı birleştiren, kubbeli bazilika tipinde bir yapı olup kubbe geçişi ve taşıyıcı sistem özellikleriyle mimarlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak ele alınır.
Binanın adındaki “sofya” sözcüğü herhangi bir kimsenin adı olmayıp, eski Yunanca’da “bilgelik” anlamındaki sophos sözcüğünden gelir. Dolayısıyla “aya sofya” adı “kutsal bilgelik” ya da "ilahî bilgelik” anlamına gelmekte olup, Ortodoksluk mezhepinde Tanrı'nın üç niteliğinden biri sayılır. 6. yüzyılın ünlü mimarlarından Milet'li İsidoros ve Tralles'li Anthemius'un yönettiği Ayasofya’nın inşaatinde yaklaşık 10.000 işçinin çalıştığı ve Jüstinyen'in bu iş için büyük bir servet harcadığı belirtilir. Bu çok eski binanın bir özelliği yapımında kullanılan bazı sütun, kapı ve taşların binadan daha eski yapı ve tapınaklardan getirilmiş olmasıdır. Bizans döneminde Konstantinopolis Patriği'nin patrik kilisesi ve Doğu Ortodoks Kilisesi’nin merkezi olmuş bulunan Ayasofya, doğal olarak vaktiyle büyük bir “kutsal emanetler” koleksiyonunu içermekteydi.
1453’de kilise camiye dönüştürüldükten sonra Osmanlı sultanı Fatih Sultan Mehmet’in gösterdiği büyük hoşgorüyle mozaiklerinden insan figürleri içerenler tahrip edilmemiş (içermeyenler ise olduğu gibi bırakılmıştır), yalnızca ince bir sıvayla kaplanmış ve yüzyıllarca sıva altında kalan mozaikler bu sayede doğal ve yapay tahribattan kurtulabilmiştir. Cami müzeye dönüştürülürken sıvaların bir kısmı çıkarılmış ve mozaikler yine gün ışığına çıkarılmıştır. Kısaca günümüzde tüm dünya insanları bu mozaikleri görmelerini bir kişiye borçludur: O da, sanatı seven ve diğer dinlere saygı gösteren Osmanlı sultanı Fatih Sultan Mehmet'tir. Günümüzde görülen Ayasofya binası aslında aynı yere üçüncü kez inşa edilen kilise olduğundan Üçüncü Ayasofya olarak da bilinir. İlk iki kilise isyanlar sırasında yıkılmıştır. Döneminin en geniş kubbesi olan Ayasofya’nın merkezî kubbesi, Bizans döneminde birçok kez çökmüş, Mimar Sinan’ın binaya istinat duvarlarını eklemesinden itibaren hiç çökmemiştir.

Yerebatan Sarnıcı

Tarihî Yarımada'nın ortasında bulunan Yerebatan Sarnıcı, M.S 542 yılında Bizans İmparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından Büyük Saray'ın su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırılmıştır. Suyun içinden yükselen mermer sütunların arasındaki ihtişamından dolayı halk tarafından Yerebatan Sarayı olarak da anılmaktadır. Yabancı kaynaklarda geçen Basilika (Basilica) isminin ise sarnıcın yakınında bulunan Ilius Basilikası'ndan geldiği rivayet edilir.

Topkapı Sarayı

İstanbul Sarayburnu'nda, Osmanlı İmparatorluğu'nun 600 yıllık tarihinin 400 yılı boyunca, devletin idare merkezi olarak kullanılan ve Osmanlı Padişahları'nın yaşadığı saraydır. Bir zamanlar içinde 4.000'e yakın insan yaşamıştır.
Topkapı Sarayı Fatih Sultan Mehmed tarafından 1478’de yaptırılmış, Abdülmecit’in Dolmabahçe Sarayı’nı yaptırmasına kadar yaklaşık 380 sene boyunca devletin idare merkezi ve Osmanlı padişahlarının resmi ikametgahı olmuştur. Kuruluş yıllarında yaklaşık 700.000 m.² lik bir alanda yer alan sarayın bugünkü alanı 80.000 m² dir.
Topkapı Sarayı, saray halkının Dolmabahçe Sarayı, Yıldız Sarayı ve diğer saraylarda yaşamaya başlaması ile birlikte boşaltılmıştır. Padişahlar tarafından terk edildikten sonra da içinde birçok görevlinin yaşadığı Topkapı Sarayı hiçbir zaman önemini kaybetmemiştir.Saray zaman zaman onarılmıştır. Ramazan ayı içerisinde padişah ve ailesi tarafından ziyaret edilen Kutsal Emanetler Dairesi’nin her yıl bakımının yapılmasına ayrı bir önem verilmiştir.
Fatih Sultan Mehmed 1465 yılında Topkapı Sarayı'nın inşaatını başlatmıştır.
Topkapı Sarayı’nın ilk defa, adeta bir müze gibi ziyarete açılması Abdülmecit dönemine rastlamıştır. O dönemin İngiliz elçisine Topkapı Sarayı Hazinesi’ndeki eşyalar gösterilmiştir.Bundan sonra Topkapı Sarayı Hazinesi’ndeki eski eserleri yabancılara göstermek gelenek haline gelir ve Abdülaziz zamanında, ampir üslupta camekânlı vitrinler yaptırılır, Hazine’deki eski eserler bu vitrinler içinde yabancılara gösterilmeye başlanır. II. Abdülhamid tahttan indirildiği sıralarda Topkapı Sarayı Hazine-i Hümâyûn’un pazar ve salı günleri olmak üzere halkın ziyaretine açılması düşünülmüşse de bu gerçekleşememiştir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle 3 Nisan 1924 tarihinde halkın ziyaretine açılmak üzere İstanbul Âsâr-ı Atika Müzeleri Müdürlüğü’ne bağlanan Topkapı Sarayı önce Hazine Kethüdalığı, sonra Hazine Müdüriyeti adıyla hizmet vermeye başlamıştır. Bugün ise Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü adıyla hizmet vermeye devam etmektedir.
1924 yılında bazı ufak onarımlar yapıldıktan ve ziyaretçilerin gezebilmeleri için gereken idari önlemler de alındıktan sonra, Topkapı Sarayı, 9 Ekim 1924 tarihinde müze olarak ziyarete açılmıştır. O tarihte ziyarete açılan bölümler Kubbealtı, Arz Odası, Mecidiye Köşkü, Hekimbaşı Odası, Mustafa Paşa Köşkü ve Bağdat Köşkü’dür.
Günümüzde büyük turist kitlelerini kendine çeken saray 1985 yılında UNESCO Dünya Mirasları Listesi'ne giren İstanbul Tarihî Yarımada içerisindeki tarihi eserlerin en başında gelmektedir. Günümüzde müze olarak hizmet vermektedir.

Sultan Ahmet Camii

1609-1616 yılları arasında sultan I. Ahmet tarafından İstanbul'daki tarihî yarımadada, Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa'ya yaptırılmıştır. Cami Mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için ve yarım kubbeleri ve büyük kubbesinin içi de gene mavi ağırlıklı kalem işleri ile süslendiği için Avrupalılarca "Mavi Cami (Blue Mosque)" olarak adlandırılır. Ayasofya'nın 1934 yılında camiden müzeye dönüştürülmesiyle, İstanbul'un ana camii konumuna ulaşmıştır.
Aslında Sultan Ahmet Camii külliyesiyle birlikte, İstanbul’daki en büyük yapı komplekslerinden biridir. Bu külliye bir cami, medreseler, hünkar kasrı, arasta, dükkânlar, hamam, çeşme, sebiller, türbe, darüşşifa, sıbyan mektebi, imarethane ve kiralık odalardan oluşmaktadır. Bu yapıların bir kısmı günümüze ulaşamamıştır.
Yapının mimari ve sanatsal açıdan dikkate sayan en önemli yanı, 20.000'i aşkın İznik çinisiyle bezenmesidir. Bu çinilerin süslemelerinde sarı ve mavi tonlardaki geleneksel bitki motifleri kullanılmış, yapıyı sadece bir ibadethane olmaktan öteye taşımıştır. Caminin ibadethane bölümü 64 x 72 metre boyutlarındadır. 43 metre yüksekliğindeki merkezi kubbesinin çapı 23,5 metredir. Caminin içi 200'den fazla renkli cam ile aydınlatılmıştır. Yazıları Diyarbakırlı Seyyid Kasım Gubarî tarafından yazılmıştır. Çevresindeki yapılarla birlikte bir külliye oluşturur ve Sultanahmet, Türkiye'nin altı minareli ilk camiidir.

Hipodrom

Günümüze çok az kalıntıları kalan Bizans devri önemli yapıları ve abideleri Hipodrom ( Sultanahmet Meydanı ) çevresinde inşa edilmişti. Roma İmparatorluğu ve sonradan Bizans İmparatorluğu devrinde hipodrom şehrin toplantı, eğlence, heyecan ve spor merkezi olarak 10 yüzyıla kadar önemini sürdürmüştü. 
Araba yarışları yanında, müzisyen toplulukları, dansözler, akrobatlar, vahşi hayvanlarla kavga gösterileri, toplantılar yapılırdı. Bütün bu faaliyetler için ise Roma devrinde bol tatil günleri mevcuttu. Dev ölçüde bir U harfi şeklinde olan hipodromun doğu uzun tarafında, damında 4 bronz at bulunan, balkon şeklinde, imparator locası yer alırdı. Ortada, hipodromun kum kaplı sahasını ikiye bölen, arabaların etrafında yarıştığı alçak bir duvar, bu duvarın üstünde de İmparatorluğun çeşitli yerlerinden getirilen abideler ve meşhur at yarışçıları ile atlarının heykelleri bulunurdu. Şöhretli bir araba yarışçısı akla gelebilecek her türlü maddi olanak içinde yüzerdi. Yarışçılar yeşil-mavi-sarı-kırmızı gibi politik güçleri de olan takımlara ayrılmışlardı. Zaman, zaman yarışlara politika karışır, karşılıklı güçlerin mücadeleleri korkunç katliamlara dönüşebilirdi. Hipodrom günümüze zemini 4-5 metre yükselmiş ve kalabilmiş 3 abide ile gelmiştir.
Bunlar Örme Dikilitaş, Mısır’dan getirilen Obelisk ve Delfi'deki Apollon tapınağından getirtilen Yılanlı Sütun'dur. Osmanlı devrinde, bu meydanda bazen, eski günlerindeki zengin gösteriler gibi, çeşitli festival ve gösteriler tertiplenmişti. Hipodrom’un batısında, Sultan Ahmet Camii’nin karşısında yer alan Kanuni'nin sadrazamı İbrahim Paşa Sarayı 16. yy. zengin ve tipik özel sarayların günümüze gelen tek örneğidir. Bu güzel yapı Türk ve İslam Eserleri Müzesi olarak ziyarete açıktır. Hipodromdan günümüze yuvarlak güney ucu kalmıştır. Bu büyük kemerlerle donatılmış tuğla bir yapıdır. Sonraki devirlerde Hipodromun taş blokları ve sütunlarının tamamı başka yapılarda kullanılmıştır. Hipodrom girişi sağındaki parkta 4-5 yy. ait özel saray kalıntıları, az ilerisinde de Aya Öfemiya Bizans Kilisesinin kalıntıları bulunmaktadır.
Osmanlı zamanında da Yeniçeri isyanları bu bölgede gerçekleşir, kırk gün kırk gece süren şehzade sünnet düğünleri, şenlikler burada yapılırdı. İstanbul'da Halide Edip'in işgale karşı konuşma yaptığı 1920 Sultanahmet mitingi de burada yapılmıştır.

Kapalı Çarşı

Kapalıçarşı İstanbul kentinin merkezinde yer alan dünyanın en büyük ve en eski kapalı çarşılarından biridir. Gün içerisindeki en yoğun zamanlarında içinde yarım milyona yakın insan barındırdığı söylenir.
Kapalıçarşı'nın temeli 1461 yılında atılmıştır. Dev ölçülü bir labirent gibi, 30.700 metrekarede 66 kadar sokağı, 4.000 kadar dükkânı ile Kapalıçarşı, İstanbul’un görülmesi gereken, benzersiz bir merkezidir.

Adeta bir şehri andıran, bütünü ile örtülü bu site zaman içerisinde gelişip büyümüştür. İçinde son zamanlara kadar 5 cami, 1 okul, 7 çeşme, 10 kuyu, 1 akarsu, 1 sebil, 1 şadırvan, 22 kapı, 17 han vardı. Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. 15. yüzyıl'dan kalan kalın duvarlı, bir seri kubbe ile örtülü eski iki yapının etrafı sonraki yüzyıllarda, gelişen sokakların üzerleri örtülerek, ekler yapılarak bir alışveriş merkezi haline gelmiştir. Geçmişte burası her sokağında belirli mesleklerin yer aldığı ve bunların da, el işi imalatının (manifaktür) sıkı denetim altında bulundurulduğu, ticari ahlak ve törelere çok saygı gösterilen bir çarşı idi. Her türlü değerli kumaş, mücevherat, silah, antika eşya, konusunda nesillerce uzmanlaşmış aileler tarafından, tam bir güven içinde satışa sunulurdu. Geçen yüzyılın sonlarında deprem ve birkaç büyük yangın geçiren Kapalıçarşı eskisi gibi onarılmışsa da, geçmişteki özellikleri değişikliğe uğramıştır.
Bütün dükkânların genişliği aynı olacak şekilde inşa edilmiştir. Her sokakta ayrı ürünün ustaları loncalar halinde bulunurdu (yorgancılar, terlikçiler vs.) Satıcılar arasında rekâbet kesinlikle yasaktı. Hatta bir usta, tezgâhını dükkânın önüne çıkarıp kalabalığa göstererek ürün işleyemezdi. Ürünlere devletin belirlediğinden yüksek fiyat konulamazdı.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, İstanbul'un Sultanahmet semtinde, Gülhane Parkı'ndan Topkapı Sarayı'na çıkan Osman Hamdi Bey yokuşunda yer almaktadır. İsminin çoğul olarak kullanılmasının nedeni, idaresi altında Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç ayrı müzeyi bulundurmasıdır. 

İstanbul Arkeoloji Müzeleri gezisi kapsamında müzenin muhteşem güzellikteki bahçesini ve bahçenin içinde yer alan üç ayrı binayı ziyaret etmek mümkündür. Tarihin farklı dönemlerine izler bırakmış uygarlıklardan kalan çeşitli eserlere ev sahipliği yapan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, dünyada müze binası olarak tasarlanan ve kullanılan ilk on müze arasında yer alır. Ayrıca Türkiye'nin de müze olarak düzenlenmiş ilk kurumudur. Sahip olduğu çarpıcı koleksiyonların yanı sıra müze binalarının mimarisi ve bahçesi ile de tarihsel ve doğal öneme sahiptir.

İstanbul Boğazı ve Çevresi

İstanbul Boğazı

İstanbul Boğazı, Karadeniz ile Marmara Denizi'ni birbirine bağlayan su geçididir. Genel olarak kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanır ve İstanbul şehrini Avrupa yakası ve Anadolu yakası olmak üzere ikiye böler. Boğazın her iki yakasına yayılmış yerleşim bölgesine Boğaziçi adı verilir.
İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı ile birlikte Türk Boğazları olarak adlandırılır ve Avrupa ile Asya kıtalarını birbirinden ayıran doğal sınırlardan biri olarak kabul edilir. 1 Mayıs 1982 tarihinde yürürlüğe giren İstanbul Liman Tüzüğü uyarınca, İstanbul Boğazı'nın kuzey sınırı Anadolu Feneri'ni Rumeli Feneri'ne birleştiren hat; güney sınırı ise Ahırkapı Feneri'ni Kadıköy İnciburnu Feneri'ne birleştiren hat olarak belirlenmiştir.
Boğazın kıyıları tarih boyunca değişik uygarlıklara yurt olmuş, MÖ 685 yılında Megara'dan gelen Yunanların günümüzde tarihî yarımada olarak adlandırılan bölgede bir şehir devleti kurmasıyla gelişerek büyümüştür. Doğu Roma İmparatorluğu'na ve Osmanlı Devleti'ne başkentlik yapan ve günümüzde Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük kenti olan İstanbul'un simgelerinden biridir ve gerek kentin, gerekse ülkenin yurtdışı tanıtımlarında baş ögelerden biri olarak kullanılmaktadır.
Uluslararası deniz taşımacılığının yapılabildiği en dar geçit olma özelliğini taşıyan İstanbul Boğazı üzerinde Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet asma köprüleri bulunur. Bu köprüler İstanbul'un iki yakasını bağladığı gibi, Avrupa kıtası ile Asya kıtası arasında birer geçiş noktası yaratır. İstanbul halk taşımacılığının kilit noktalarından biri olan Boğaz'da kıtalararası ulaşım, deniz otobüsleri, yük, araç ve yolcu taşıyan feribotlar, şehir hatları vapurları ve yolcu motorlarıyla da desteklenmektedir.[6] Hâlen yapımı sürmekte olan deniz altı raylı sistem tüp geçidi Marmaray projesiyle iki kıta arasında kesintisiz bir demir yolu hattı oluşacak ve Londra'dan Pekin'e yalnızca demir yolunu kullanarak gitmek mümkün olacaktır.
İstanbul Boğazı, Karadeniz'e kıyıdaş olan Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya ve Ukrayna için Akdeniz'e ulaşmanın tek yoludur.Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi'yle birlikte İstanbul Boğazı'nın egemenlik hakları, 20 Temmuz 1936'da imzalanan Boğazlar Sözleşmesi ile belirli kurallar ışığında Türkiye'ye verilmiştir.

Rumeli Hisarı

Rumeli Hisarı İstanbul'un Sarıyer ilçesinde Boğaziçi'nde bulunduğu semte adını veren hisar. Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul'un fethinden önce boğazın kuzeyinden gelebilecek saldırıları engellemek için Anadolu yakasındaki Anadolu Hisarı'nın tam karşısına inşa ettirilmiştir. Burası boğazın en dar noktasıdır. Mekânda uzun yıllardır Rumeli Hisarı Konserleri düzenlenmektedir.
Rumeli Hisarı, 30 dönümlük bir alanı kapsamaktadır. Anadolu Hisarı'nın karşısında İstanbul Boğazı'nın 600 metrelik en dar ve akıntılı kısmında inşa edilmiş bir hisardır. 90 gün gibi kısa bir sürede tamamlanan hisarın üç büyük kulesi, dünyanın en büyük kale burçlarına sahiptir.
Rumeli Hisarı'nın adı Fatih vakfiyelerinde Kulle-i Cedide; Neşri tarihinde Yenice Hisar; Kemalpaşazade, Aşıkpaşazade ve Nişancı tarihlerinde Boğazkesen Hisarı olarak geçmektedir.

Hisarın inşaatına 15 Nisan 1452'de başlanmıştır. İş bölümü yapılarak her bölümün inşaası bir paşanın denetimine verilmiş, deniz tarafına düşen bölümün inşaasını da Fatih Sultan Mehmet bizzat kendisi üstlenmiştir. Denizden bakıldığında sağ taraftaki kulenin yapımına Saruca Paşa, sol taraftakinin yapımına Zağanos Paşa, kıyıdaki kulenin yapımına da Halil Paşa nezaret etmiştir. Buralardaki kuleler de bu paşaların adlarını taşımaktadırlar. Hisarın inşası 31 Ağustos 1452'de tamamlanmıştır.
Hisarın yapımda kullanılan keresteler İznik ve Karadeniz Ereğlisi'nden, taşlar ve kireç Anadolu'nun değişik yerlerinden ve spoliler (devşirme parça taş) çevredeki harap Bizans yapılarından temin edilmiştir. Mimar E. H. Ayverdi'ye göre hisarın yapımında yaklaşık olarak 300 usta, 700-800 işçi, 200 arabacı, kayıkçı, nakliyeci ve diğer tayfa çalışmıştır. 60,000 metrekare alanı kapsayan eserin kargir hacmi yaklaşık 57,700 metreküptür.
Rumelihisarı'nın Saruca Paşa, Halil Paşa ve Zağanos Paşa adlarında üç büyük ve Küçük Zağanos Paşa ile 13 adet irili ufaklı burcu bulunmaktadır. Zemin katları ile birlikte Saruca Paşa ve Halil Paşa kuleleri 9 katlı, Zağanos Paşa Kulesi ise 8 katlıdır. Saruca Paşa Kulesi'nin çapı 23,30 metre, duvar kalınlığı 7 metre, yüksekliği ise 28 metredir. Zağanos Paşa Kulesi'nin çapı 26,70 metre, duvar kalınlığı 5,70 metre, yüksekliği ise 21 metredir. Halil Paşa Kulesi'nin çapı 23,30 metre, duvar kalınlığı 6,5 metre ve yüksekliği de 22 metredir.
Rumeli Hisarı, 1509 Büyük İstanbul Depreminde büyük zarar görmüş ancak hemen onarılmıştır. 1746 yılında çıkan yangında ahşap kısmı harap olmuştur. Hisar tekrar III. Selim (1789-1807) döneminde onarılmıştır. Hisarın kulelerini örten ahşap külahlar yıkılınca, kale içi küçük ahşap evlerle dolmuştur. 1953 yılında cumhurbaşkanı Celâl Bayar'ın talimatı ile üç Türk bayan mimar Cahide Tamer, Selma Emler ve Mualla Eyüboğlu Anhegger hisarın onarımı için gerekli çalışmaları başlatmış, kale içindeki ahşap evler kamulaştırılarak yıkılmış ve restorasyon gerçekleştirilmiştir.

Anadolu Hisarı

Anadolu Hisarı; İstanbul'un Anadoluhisarı semtinde, Göksu Deresi'nin İstanbul Boğazı'na döküldüğü yerdedir. 7.000 metrekarelik bir alan üzerine, Boğazın en dar noktası olan 660 metre mesafedeki bölgesine Yıldırım Bayezıt tarafından inşa edilmiştir. 
Cenevizliler, Bizans'la birlik olup Karadeniz'de (Kefe, Sinop ve Amasra'da) koloniler kurmuşlardı. Bu sebeple, Boğaz geçişi Cenevizliler için hayati önem taşımaktaydı. Aynı durum Osmanlılar için de söz konusuydu. Karşı sahilde, İstanbul'un Avrupa yakasında bulunan Rumeli Hisarı ise, 1451-1452 yılları arasında II. Mehmed tarafından, bu yabancı ülkelerin gemilerinin geçişlerini denetim altında tutabilmek amacıyla inşa ettirilmiştir. Fatih Sultan Mehmed, Rumeli Hisarı'nı yaptırırken bu kaleye dış surlar ekletmiştir.
Anadolu Hisarı, iç ve dış kale ile bu kalelerin surlarından oluşur. İç kale, dikdörtgen biçimindeki dört katlı bir kuledir. İlk yapıldığında, bir giriş kapısı bulunmadığı için, kuleye iç kale surlarına uzanan bir asma köprüden giriliyordu. Üst katlarına da içerideki ahşap merdivenlerle çıkılıyordu.
İç kale surları, dış kalenin kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerini birleştirir. Bu surlar üç metre kalınlığındadır. İç surlarla birleşen dış kale surlarının üzerinde birçok kemer ve surları korumak için yapılmış üç kule bulunur. Asıl kalenin surları doğu-batı yönünde 65 metre; kuzey-güney yönünde 80 metre boyunca uzanır. Surların kalınlığı 2.5 metredir. Dış surlarda topların yerleştirildiği menfezler bulunur. Anadolu Hisarı'nın asıl kalesinde ve iç surlarında, araları harçla doldurulmuş blok taşlar kullanılmıştır.
Anadolu Hisarı, İstanbul'un fethinden sonra askeri önemini yitirmiş, çevresi zamanla bir yerleşim bölgesi durumuna gelmiştir. Bugün bazı bölümleri yıkık olan Anadolu Hisarı’nın ortasından yol geçmektedir.

Saray ve Köşkleri

Aynalıkavak Kasrı

Kasımpaşa Hasköy’de yer alan kasrın, ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmemekle birlikte; Evliya Çelebi’ye göre Fatih Dönemi’nde, bir başka kaynakta ise 1613 yılında Kaptan-ı Derya Halil Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Aynalıkavak ismi bahçesindeki kavak ağaçlarından ve Pasarofça Antlaşmasıyla Mora’yı Türklere bırakan Venediklilerin antlaşma sonrası Osmanlı Padişah’ı III. Ahmet’e hediye ettikleri aynalardan gelmektedir. Yapı eğimli bir arazide inşa edilmiş ve bahçesi çeşitli ağaçlarla süslenmiştir. Giriş mekânına bir verandadan girilip, oradan da geniş bir salona geçiliyor. Salonun üç tarafında ipek döşemeli divanlar, duvarlarında ise mavi zemin üzerine altın yaldızlarla yazılmış III. Selim’e ait bir şiir yer alır. Salon üç yönde bahçeye bakan hatlarla bezenmiş pencerelere sahip ve üzeri kubbeyle örülü bir arz odası görünümündedir.
19 yy başlarında mekân has bahçe olarak da anılmıştır. Yapı II. Mahmut tarafından Kirkor Balyan’a restore edilmiş; günümüzdeki şeklini ise, III. Selim zamanında almıştır.
Aynalıkavak Kasrı, Lale Devrinde birçok eğlenceye ve I. Abdülhamit tarafından 9 Ocak 1784 tarihinde Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Aynalıkavak Antlaşmasına ev sahipliği de yapmıştır.
Günümüzde kasrın alt katında Türk Müziği aletlerinin sergilendiği ve bazen sanat musikisi konserlerinin düzenlendiği bir araştırma merkezi ve müze bulunmaktadır.

Beylerbeyi Sarayı

16 yy.ın ikinci yarısında, III. Murat’ın Rumeli Beylerbeyi Mehmet Paşa, burada kendisine bir yalı yaptırır. Beylerbeyi ismi de buraya dayanır. Daha sonraki dönemlerde Sultan topraklarına katılan mekâna; 19yy.ın ilk çeyreğinde, II Mahmut tarafından ahşap bir saray inşa ettirilir. Bu saray yanar ve yerine bugünkü Beylerbeyi Sarayı, dönemin ünlü mimarı Sarkis Balyan ve kardeşi tarafından, Abdülaziz için yaptırılır. 1865 yılında yapımı tamamlanan Saray, Sultan ailesinin yazlık sarayıdır. Beylerbeyi Sarayı, Sultan’ın yazlık sarayı olmasının yanı sıra, aynı zamanda yabancı konuklarının ağırladığı bir mekândır. 
Saray’ın Bahçesi, ağaçlar, heykeller ve Havuzlarla süslenmiştir. Sarayın iç kısmında, havuzlu bir salon, selamlık, harem ve amiral odası göze çarpar. Ayrıca; valide sultan odası, yemek odası, kabul odası ve mavi salon gibi iç mekânlarda görülmeye değer yerlerdir. Sarayda toplam 26 oda ve 6 salon vardır. Saray’ın bahçesinde bulunan Mermer Köşk ve Sarı Köşk’ün II. Mahmut tarafından İnşa edildiği söylenir. Sarı Köşk, Abdülaziz zamanında restore edilmiştir. Bahçenin köprü tarafındaki Ahır Köşkü ise; Sultan’ın atları için yaptırılmıştır. 
Abdülhamit tahtan indirildikten sonra, öldüğü 1918 yılına kadar bu Saray’da gözaltında tutulur. Saray; Cumhuriyet Döneminde, Atatürk’ün konuklarını da ağırlar. Bugün müzeye dönüştürülmüş tarihi yapı, Anadolu yakasının en gözde mimarilerindendir. 

 

Çırağan Sarayı

Haliç ve Boğaziçinin en güzel yerleri sultanlar ve önemli kişilere saray ve köşkleri için tahsis edilmişti. Zaman içinde bunların bir çoğu yok olmuştur. Büyük bir saray olan Çırağan 1910 yılında yanmıştır. Önceki bir ahşap sarayın yerinde 1871 yIında Sultan Abdülaziz tarafından Saray Mimar Serkis Balyan'a yaptırılmıştı. Dört yılda dört milyon altına mal olan yapının ara bölme ve tavanı ahşap, duvarlarda mermer kaplıydı. Taş işçiliğinin üstün örnekleri sütunları, zengin döşenmiş mekanlar tamamlardı. Odalar nadide halılarla, mobilyalar altın yaldızlar ve sedef kalem işleri ile süslüydü. Boğaziçi'nin diğer sarayları gibi Çırağan da birçok önemli toplantıya mekan olmuştu. Renkli mermerle süslenmiş cepheleri, abidevi kapıları vardı ve arka sırtlardaki Yıldız Sarayına bir köprü ile bağlanmıştı. Cadde tarafı yüksek duvarlar ile çevriliydi. Yıllar boyu harabe halinde duran kalıntı büyük tamirler sonunda yeniden ihya olmuş, yanına ilave edilen eklentiler ile 5 yıldızlı, güzel bir otele dönüştürülmüştür.

Dolmabahçe Sarayı

19 uncu yüzyılda Sultan I. Abdülmecit tarafından yaptırılan Dolmabahçe Sarayı'nın cephesi Boğaz'ın Avrupa kıyısında 600 m boyunca uzanmaktadır. Dolmabahçe Sarayı, Avrupa sanatı üsluplarının bir karışımı olarak 1843-1856 yılları arasında inşa edilmiştir. Sultan Abdülmecit'in mimarı Karabet Balyanın eseridir. Osmanlı Sultanlarının her devirde birçok sarayı bulunurdu. Ancak esas saray Topkapı, Dolmabahçe Saraylarının tamamlanmasından sonra terk edilmiştir. 

Dolmabahçe Sarayı üç katlı, simetrik planlıdır. 285 odası ve 43 salonu vardır. Denizden 600 metrelik bir rıhtımı, kara tarafında ise birisi çok süslü iki abidevi kapısı vardır. Bakımlı ve güzel bir bahçenin çevrelediği bu sahil sarayının ortasında, diğer bölümlerden daha yüksek olan tören ve balo salonu yer alır. Büyük, 56 sütunlu kabul salonu 750 ışıkla aydınlanan 4.5 tonluk muazzam kristal avizesi ile ziyaretçileri hayrete düşürür. 

Sarayın giriş tarafı Sultanın kabul ve görüşmeleri, tören salonunun diğer tarafındaki kanat ise harem bölümü olarak kullanılmıştır. Iç dekorasyonu, mobilyaları, ipek halı ve perdeleri ve diğer tüm eşyası eksiksiz olarak, orijinaldeki gibi günümüze gelmiştir. Dolmabahçe Sarayı mevcut hiç bir sarayda bulunmayan bir zenginlik ve ihtişama sahiptir. Duvar ve tavanlar devrin Avrupalı sanatkarlarının resimleri ve tonlarca ağırlığında altın süslemeleri ile dekore edilmiştir. Önemli oda ve salonlarda her şey aynı renk tona sahiptir. Bütün zeminler birbirinden farklı, çok süslü ahşap parke ile kaplıdır. Meşhur Hereke ipek ve yün halılar, Türk sanatının en güzel eserleri, birçok yerde serilidir. Avrupa ve Uzak doğunun ender dekoratif el işi eserleri sarayın her yerini süsler. Pırıl pırıl kristal avize, şamdan ve şömineler sarayın pek çok odasında güzelliklerini sergiler. 

Dünyadaki saraylar içerisinde en büyük balo salonu buradakidir. 36 m. yüksekliğindeki kubbesinden ağırlığı 4.5 ton olan devasa kristal avize asılı durur. Önemli siyasi toplantılarda, tebrik ve balolarda kullanılan bu salon, önceleri alttaki, fırına benzer bir düzen ile ısıtılırdı. Saraya kalorifer ve elektrik sistemi daha sonraları eklenmiştir. Altı hamamdan Selamlık bölümündeki, eşi olmayan, güzel oymalı alabaster mermerleri ile dekorludur. Büyük salonun üst galerileri orkestra ve diplomatlar için ayrılmıştır. 

Uzun koridorlar geçilerek varılan harem bölümünde, sultan yatak odaları ve sultanın annesinin bölümü ile diğer kadın ve hizmetkarlar bölümleri bulunmaktadır. Sarayın kuzey eklenti bölümü şehzadelere tahsis edilmiştir. Girişi Beşiktaş semtinde olan yapı Resim ve Heykel Müzesi olarak hizmet vermektedir. Cumhuriyet döneminde, Atatürk'ün Istanbul ziyaretlerinde ikametgah olarak kullanıldığı sarayda en önemli olay, 1938'de Atatürk'ün ölümüdür.

Hidiv Kasrı

İtalyan mimar Delfo Seminati’ye, Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa tarafından 1907 yılında Çubuklu sırtlarındaki koruluğun içine bina ettirilen 1000 metrekarelik yapı, “art-nouveau” süsleme üslubuna sahiptir. Mısır bağımsızlığını ilan ettiği sırada, İstanbul’da V.Mehmet Reşat’la görüşmede bulunan Abbas Hilmi Paşa; görevinden alınınca, ailesi ile birlikte İstanbul’daki Hidiv Kasrı’na yerleşir.
Hidiv Kasrı’nın ana girişinin ortasında mermerden bir çeşme vardır. Bunu yapının içindeki diğer çeşme ve havuzlar izler. Kasrın salonları arasındaki bağlantılar, havuzun etrafında daire çizer ve bu daire yalnızca giriş holünde kesilir. Tavansa vitrayla kaplıdır.
Giriş katındaki şömineli salonun üstündeki daire biçimindeki parçada yer alan iki büyük yatak odası; lambrileri, iç tuvalet ve banyoları ile dikkat çekmektedir. Binanın bir diğer özelliği ise; Boğaziçi'nin yarısının seyredilebildiği kulesidir. Hem asansör, hem de merdivenle çıkılabilen bu kulenin balkonlu bir orta katı ve üstü açık bir terası mevcuttur. 
Kasır, Hidiv'in 1930'lu yıllarda İstanbul'u terk etmesinden sonra İstanbul Belediyesi'nce satın alınmış, fakat 1937–1982 yıllan arasında pek kullanılmamıştır. Sadece zaman zaman film çekimi için kiraya verilmiş, fakat bu esnada çok hor davranılmış ve hatta yeterli ışık gelsin diye tavandaki çok değerli vitraylar dahi kırılmıştır. 1982 yılında Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu tarafından restorasyon başlatılmış; İki yıl süren çalışmalardan sonra 1984 yılında otel, restoran ve kafe olarak hizmete girmiştir.
Günümüzde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Beltur tarafından restoran olarak işletilen Hidiv Kasrı; düğün, seminer ve toplantılara da ev sahipliği yapmaktadır.

Ihlamur Kasrı

25 bin metrekare civarında bir alana sahip Ihlamur Kasrı; Beşiktaş’ta Nüzhetiye Caddesi’nin kavşağında, Ihlamur ve Teşvikiye arasında bulunur. Bazı kaynaklarda; 18 yy.ın ortalarında Hüseyin Efendi ait bir köşk yer alır yazarken, bazı kaynaklarda; aynı yüzyılın başlarında III. Ahmet’in kurduğu has bahçenin ıhlamurluğunda yapılmış iki köşkten bahsedilir. Ancak, 1849–1855 tarihleri arasında mevcut binalar yıkılarak, yerine Abdülmecit tarafından Nikoğos Balyan’a günümüzdeki köşkler yaptırılır.
Ihlamur Kasrı, Maiyet Köşkü ve Merasim Köşkü adında iki köşkten oluşur. Maiyet Köşkü, Merasim Köşküne nazaran daha sade bir görünümde olup; genellikle, Sultan ve harem kadınları için kullanılırdı. Bugün güzel bir kafeterya burada hizmet vermektedir. Merasim Köşkü ise; barok tarzı oymalarla ve süslemelerle bezenmiştir. Tavanlar manzara resimleriyle kaplı, şöminenin süslemelerinde kullanılan porselenler, yıldız fırınının ürünleridir. Köşk; Kristal avizeler, Avrupa üslubu birçok mobilya, Hereke halıları ve süslü vazolarla dekore edilmiştir.
Abdülaziz; Bu kasrın bahçesinde, kendisinin de bizzat katıldığı güreş müsabakaları, koç ve horoz dövüşleri düzenlerdi. I. Abdülmecit burada ünlü Fransız şairi Lamartine’yi misafir etmiş; ayrıca, V. Mehmet Reşat burada Bulgaristan ve Sırbistan devlet adamlarının bulunduğu yabancı devlet erkânını kabul etmiştir.
Cumhuriyet Dönemi’nde uzun müddet kullanılmayan Kasr’ın, 1952 yılında Merasim Köşkü Tanzimat Müzesi’ne, Maiyet Köşkü de Tarihi Köşkler Müzesi’ne dönüştürüldü. Bir dönem müze olmaktan çıkarıldı ve 1980’li yıllarda tamamen restore edildi. 1987’de ise bahçesiyle birlikte, tekrardan konuklarına kapılarını açtı.

Tekfur Sarayı

Edirnekapı ve Eğrikapı arasında, surların yanında bulunan Tekfur Sarayı’nın ne zaman yapıldığı hakkında elimizde kesin bir bilgi mevcut değildir. Bazı kaynaklarda 10. yy.da Bizans İmparatoru Porfirogenetos inşa ettirdiği ve yapının aslında mevcut diğer sarayın ilavesi olduğu yazılıdır. Bazı kaynaklarda ise; 13 ve 14 yy.larda Blakhernai Sarayı’nın bir uzantısı olarak inşa edildiği yazar.
Saray, Osmanlı’nın İstanbul’u fethinden sonra bir dönem harabe olarak kalmış. 17.yy sonlarında burada bir hayvanat bahçesi kurulmuştur. İstanbul’a 16 yy.da gelen John Sanderson anlattığına göre; kente kendisinden 40 sene önce sefir olarak gelen, Busbecq hayvanat bahçesindeki zürafayı görmek için hayvanat bahçesine gitmiş. Zürafanın birkaç gün önce öldüğünü duyunca; Avrupa’da hiç görmediği bu hayvanı görmek için mezarını kazdırıp merakını gidermiştir. 18 yy.da ise, seramik imalathanesi olarak kullanılan mekân 19 yy.da da şişe ve cam imalathanesine dönüştürüldü. Ayrıca; Ünlü Kaşıkçı Elması buradaki çöplükte bulunmuştur. 
Bugün, Belediyece çevresi düzenlenen yapıda sanat tarihi kazıları devam etmektedir.

Küçüksu Kasrı

Küçüksu Kasrı, İstanbul’da Boğaz’ın Asya yakasında bir yazlık saraydır. Bu kasr İstanbul Beykoz ilçesinde yer almaktadır. Küçüksu Kasrı Anadolu Hisarı ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne (ikinci Boğaz Köprüsü) çok yakın bir konumdadır. Küçüksu Kasrı için, Küçüksu Sarayı, Küçüksu Köşkü, Göksu Sarayı, Göksu Köşkü veya Göksu Kasrı da denir.
 Sultan I. Mahmud (1730 – 1754) zamanında, Divittar Mehmed Paşa Küçüksu’da deniz kenarında sultan için iki tane ahşap köşk inşa ettirmişti.
 Bu köşk restore edilerek Sultan III. Selim (1789 – 1807) ve Sultan II. Mahmut (1808 – 1839) zamanlarında da bu padişahlar tarafından kullanıldı.
 Sultan Abdülmecid (1839 – 1861) burada mevcut bulunan bu eski ahşap binanın yıkım emrini verdi ve yerine Küçüksu Kasrı inşa edildi.
 1857 yılında açılışı gerçekleşen Küçüksu Kasrı, bodrum da dahil olmak üzere üç katlı bir yapıdır.
 Birinci ve ikinci katlarda bulunan dörder oda, geleneksel Türk evi planına uygun şekilde bir merkez salona açılmaktadır. Ve Küçüksu Kasrı, Biniş Kasrı olarak Sultan tarafından gündüz ziyaretleri için kullanıldı.
 1923 yılında modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra, Küçüksu Kasrı Mustafa Kemal Atatürk’ün sık sık uğradığı bir mekan olmuştur. Atatürk İstanbul’dayken, Küçüksu Kasrı’nı gelip çalışmak veya dinlenmek için kullanmıştır.
 1925 yılında, Küçüksu Kasrı o zamanki Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Saraylar Müdürlüğü’nün himayesine verilmiştir. Devlet konukevi olarak da kullanılan Küçüksu Kasrı, 1970′lere kadar diğer ülkelerin devlet yöneticilerine de tahsis edilmiştir.
 Küçüksu Kasrı 1983 yılında ziyarete açılmıştır.
 Küçüksu Kasrı ziyaret saatleri Kasım – Mart döneminde saat 09:00 ile 16:00 arasında ve Nisan – Ekim döneminde saat 09:00 – 17:00 arasındadır.
 Küçüksu Kasrı Pazartesi ve Perşembe hariç haftanın diğer günlerinde ziyaretçilere açıktır.

Adile Sultan Sarayı

Kandilli’de bulunan Adile Sultan Sarayı, Sultan Abdülaziz tarafından 1876 yılında Sarkis Balyan’a yaptırıldı. Sarayı çevreleyen koruluğa sahil yolundaki kapısından giriliyor. Saray, Adile Sultan tarafından ölümünden önce, 1899’da kız okulu olması isteği ile Milli Eğitim’e bağışlandı. Kandilli Kız Lisesi olarak kullanıldığı dönemde geçirdiği büyük yangın sonrasında restore edildi. 
Meşhur Türk Filmi Hababam Sınıfının çekimleri burada gerçekleşmiştir.
Şu anda Restoran Sakıp Sabancı Kültür Merkezi tarafından kullanılmaktadır.
Sakıp Sabancı Kandilli Eğitim ve Kültür Merkezi – Adile Sultan Sarayı ; prestijli davetlere ev sahipliği yapmak üzere Haziran 2006’da hizmete girdi. Adile Sultan Sarayı’nın işletmesi aynı zamanda İstanbul Lütfi Kırdar’ın da işletmecisi olan UKTAŞ tarafından yürütülmektedir.

Maslak Kasrı

Büyükdere Caddesi üzerinde, İstinye ve Tarabya kavşakları arasında yer alan yapı; II. Mahmut zamanında inşa edilmiş, Abdülaziz döneminde eklemeleriyle birlikte bitirilmiştir. II. Abdülhamit bu köşkü dinlenme ve av köşkü olarak kullanmış, V. Murat’ın tahttan indirildiğini ve Osmanlı’nın yeni hükümdarı olduğunu bu köşkte öğrenmiştir. 

Maslak Kasrı; Kasr-ı Hümayun, Mabeyn-i Hümayun, Paşalar Dairesi, Çadır Köşkü ve limonluktan oluşur. Diğer Osmanlı yapılarına nazaran daha sade bir görünümde olan köşkün değişik yerlerinde Abdülhamit’in tuğraları yer alır.

Kasr-ı Hümayun: Bu kasırda Sultan Abdülhamit’in çalışma ve yatak odaları bulunmakta İki katlı olan yapı, çatı ve bodrum katlarına da sahiptir. Girişinin iki yanında sütunlar ve bu sütunlar üzerinde bir balkon bulunur. Tüm odaların tavanları ve salonun duvarları renkli kalem işi resimlerle süslenmiştir.

Mabeyn-i Hümayun: Küçük, tek katlı ve kâgir olan yapı; Sultan’ın özel dairesidir. Buradan ulaşılan limonluksa; çok değerli bitkiler, kamelyalar, fern ağaçları, muzlar ve ortasında havuz bulunan güzel bir cam seradır. 

Çadır Köşk: Sekizgen bir plana sahip, iki katlı, çatısındaki geniş saçaklar, etrafını dolanan balkonu ve ahşap işçiliğiyle göz alıcı bir mekân. 

Paşalar Dairesi: Tek katlı ve kâgir olarak inşa edilmiş ve içinde bir hamamı da barındıran şirin bir yapı.

Çifte Saraylar

Çifte Saraylardan Molla Çelebi Camisi’ne yakın olan Cemile Sultan Sarayı’dır. 
Sarayın yapımı, Mahmut Celaleddin Paşa ile evlendirilen Cemile Sultan’ın düğününden altı ay sonra tamamlanmıştı. İnşaatın tamamlana kadar eşiyle birliket Emirgan’da Mısırlı İbrahim Paşa Yalısında oturan Cemile Sultan, Nisan 1859’dan itibaren bu sarayda yaşadı. Hayatının son döneminde doktorların tavsiyesi üzerine bu saraydan ayrılmış;önce Göztepe, sonra Erenköy’de yaşamıştır.
Cemile Sultan’dan sonra Abdülaziz’in kızlarından Nazime Sultan ile eşi Derviş Paşazade Ahmet Paşa bir süre bu sarayda ikamet etmiştir.
Meclis-i Mebusan binası olarak kullanılan Çırağan Sarayı’nın 1910’daki yangında harap olmasının ardından Cemile Sultan Sarayı, Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan olarak kullanılmak üzere Nazime Sultan varislerinden satın alındı; 1913-1920'de meclis binası işlevini gerçekleştirdi ve Osmanlı Devleti'nin yıkılış sürecindeki son meclis oturumlarına tanıklık etti.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından sonra bazı İstiklal Mahkemesi davaları bu binada görüldü. Dönemin ünlü gazetecileri Hüseyin Cahit (Yalçın), İkdamcı Ahmet Cevdet (Oran), Velid Ebüzziya’nın vatana hıyanet suçundan yargıldandığı dava 15-31 Aralık 1923’te bu binada gerçekleşti.
1926 yılından itibaren Güzel Sanatlar Akademisi Cemile Sultan Sarayı’na taşındı ancak saray, 1948 yılında çıkan bir yangından harap oldu. Sedat Hakkı Eldem ve Mehmet Ali Handan tarafından hazırlanan proje doğrultusunda yeniden inşa edilen saray, 1953 yılından itibaren Güzel Sanatlar Akademisi’nin bir parçası olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Binanın, geçmişte Osmanlı Parlamentosu Meclis-i Mebusan Salonu ve İstiklal Mahkemesi Salonu olarak kullanılmış olan salonu, günümüzde Konferans Salonu olarak kullanılır

Çifte Saraylar’dan Tophane yönünde olan Münire Sultan’a tahsis edilmişti. 
1882 yılında henüz 18 yaşında olan Münire Sultan’ın ölümünden sonra saray, önce Abdülaziz’in kızı Saliha Sultan’a (1862-1941) sonra Abdülmecit’in kız kardeşi Adile Sultan’a tahsis edildi. (kimi kaynaklarda önce Adile Sultan, Sonra Saliha Sultan’a geçtiği şeklinde belirtilir). “Adile Sultan Sarayı” adıyla da anılan saray, Adile Sultan’ın 1899’da ölümünden sonra Abdülaziz’in damadı Ahmet Zülküf Paşa’ya geçti.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra III. Kolordu Komutanlığı karargahı olarak kullanılan bina daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ve kız lisesi olarak hizmet verdi.
Bina, 1969 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’ne devredildi. Sedat Hakkı Eldem’in projesi ile yeniden inşa edildi ve 1975 yılından itibaren 21 Kasım 1975’te öğrenime açıldı.

Feriye Sarayları

Feriye Sarayı ya da Feriye Sarayları İstanbul Boğazı kıyılarında günümüzdeki Beşiktaş semtiyle Ortaköy semti arasında Çırağan Caddesi boyunca uzanan Osmanlı saraylarının eski adıdır. Saraylar günümüzde çeşitli kurumlar tarafından eğitim amacıyla kullanılmaktadır.
İstanbul Boğazı kıyılarında Osmanlı Hanedanı için yaptırılan ilk saray Dolmabahçe Sarayı ve daha sonra yapılan Çırağan Sarayı Osmanlı ailesine yetmeyince Çırağan Sarayı'yla Ortaköy Camii arasındaki kıyı şeridinde ek binalar yaptırıldı. Balyan Ailesine üye mimarlar tarafından yapılan bu binalara ikincil binalar ya da yan binalar anlamında Feriye Sarayları adı verildi.
Deniz tarafında üç ana bina, bir cariyeler koğuşu ve iki katlı küçük bir binadan oluşan yapılar topluluğunun arkasında, yol tarafında ek binalar yer almaktadır. Bu saraylarda padişahın uygun gördüğü hanedan mensupları ile kışlık dairesi bulunmayan kişiler otururdu. Saraylar yaklaşık 3,000,000 m2 büyüklüğündedir.
30 Mayıs 1876 Darbesi ile tahttan indirilen Abdülaziz 4 gün Topkapı Sarayı'nda kaldıktan sonra, kaldığı yerden hoşnut kalmadığı için Feriye Sarayına nakledildi. Ancak Feriye Sarayına yerleştikten kısa bir süre sonra kendi yaptırmış olduğu bu sarayda 4 Haziran 1876 günü bilekleri kesilmiş olarak ölü bulundu. 3 Mart 1924 tarihinde Halifeliğin kaldırılmasına kadar Osmanlı hanedanının çeşitli üyeleri bu saraylarda yaşadı. Hanedan üyelerinin yurtdışı edilmeleri üzerine bir süre boş kalan sarayların eğitim kurumları tarafında kullanılmasına karar verildi. 1927 yılında binaların bir bölümüne Yüksek Denizcilik Okulu yerleşti. Kabataş Erkek Lisesi de 1928-1929 öğretim yılında Feriye Saraylarının diğer bir bölümüne taşındı. 1967 yılında Galatasaray Lisesi'ne kız öğrenci alınınca Feriye Saraylarının bir kısmı lisenin kız bölümü olarak kullanıldı. Binaların Ortaköy Camii'nin yakınındaki diğer bir bölümü ise bakımsızlıktan uzun yıllar boş kaldı.
Günümüzde Kabataş Erkek Lisesi halen 1928 yılından beri kullandığı binalarda öğretime devam etmektedir. Galatasaray Lisesi'nin kız bölümü olarak kullanılan binalar 1992 yılından bu yana Galatasaray Üniversitesi'nin ilk kısmı olarak kullanılmaktadır. 1981 yılında Yüksek Denizcilik Okulu'nun Tuzla'ya taşınarak İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Denizcilik Fakültesi haline gelmesi üzerine boşaltılan binalarda 1982 yılından itibaren Ziya Kalkavan Anadolu Deniz Meslek Lisesi hizmet vermeğe başladı. Sarayların bakımsız bir halde uzun yıllar boş kalan diğer bir kısmı ise 1995 yılında Kabataş Eğitim Vakfı tarafından restore edildikten sonra Feriye Lokantası olarak hizmete açıldı.

İbrahim Paşa Sarayı

İbrahim Paşa Sarayı, Kanuni Sultan Süleyman'ın damadı ve ikinci veziri olan Pargalı Damat İbrahim Paşa'ya ait İstanbul Sultanahmet Meydanı'nda bulunan saraydır. Daha önce At Meydanı Sarayı olarak bilinen yapı İbrahim Paşa'nın Kanuni'nin kızkardeşi ile evlenmesinden sonra İbrahim Paşa Sarayı olarak anılmaya başlanmıştır. Günümüzde Türk ve İslâm Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır.
16. Yüzyıl Osmanlı sivil mimari örneklerinin en önemlilerinden olan İbrahim Paşa Sarayı, Roma Dönemine uzanan tarihi hipodrum'un kademeleri üzerinde yükselir. 18 yy. Osmanlı Tarihçisi Solakzade'ye göre sarayın yapım tarihi tam olarak bilinmemekle beraber II. Bayezid dönemine denk gelir. (1481-1512). Kanuni zamanında 1521'de tamirat gördüğü de bilinmektedir. Tarihin Topkapı Sarayı'ndan daha büyük ve görkemli olduğunu yazdığı İbrahim Paşa Sarayı, pek çok düğün, şenlik ve kutlamanın yanı sıra, karışık dönemler ve isyanlara da sahne olmuş, İbrahim Paşa'nın 1536'da söylentiye göre Hürrem sultan tarafından boğdurulmasından (padişah ailesinin kanının dökülmesi usul olarak edep dışı olduğundan bu tip kişiler tarihte hep boğdurulmuşlardır.) sonra da aynı adla anılmış, başka sadrazamlarca da kullanılmış, kışla, elçilik sarayı, defterhane, mehterhane, dikimevi ve cezaevi gibi işlevler yüklenmiştir.

Travesti Katilleri


 

Edinilen bilgilere göre; Olay 2003 yılında Gebze Mutlukent Okyanus Bloklarında meydana geldi. Beyza Terleme (55) adındaki travesti nin evine gelen 3 arkadaş Mehmet.İ (31),Ramazan.T (32),Erkan.K (31) isimli kişiler para karşılığı birlikte oldukları travestiyi eterle bayıltıp gasp etmek istedi.Daha sonra Beyza Terleme durumu fark edince gasp zanlılarına bıçakla saldırdı. Çıkan arbede de Terleme vücuduna almış olduğu tam 7 bıçak darbesi sonucunda hayatını  kaybetti. Yaşanan korkunç cinayet sonrası zanlılar olay yerinden kaçarak izlerini kaybettirmeyi başardı.


GEBZE EMNİYETİ CİNAYETİN PEŞİNİ BIRAKMADI!
Bunun üzerine işlenen cinayetin ardından olay mailinde tek tek parmak izleri alınıp deliller toplandı. Aradan geçen 12 yıl sonra Gebze İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı asayiş büro ekipler konuyla alakalı yürütmüş oldukları başarılı çalışmalar neticesinde cinayeti işleyen kişilerin kimliklerini tespit etti. Ardından asayiş büro ekipleri İstanbul Kartal başta olmak üzere iki ayrı adrese operasyon düzenledi. Gerçekleşen operasyonda cinayete karıştıkları belirlenen Mehmet.İ (31),Ramazan.T (32) gözaltına alındı. Yakayı ele veren iki kişi ifadeleri alınmak üzere emniyete götürülürken Erkan.K (31) adındaki kişi her yerde aranıyor.

Ankara travestileri | İstanbul Avrupa Yakası travestileri | İstanbul Anadolu Yakası travestileri | İzmir travestileri | Antalya travestileri | Adana travestileriSakarya travestileri | Bursa travestileri | Bolu travestileri | Marmaris travestileri | Kuşadası travestileri | Bodrum travestileri | Elazığ travestileri |Erzurum travestileri | Hatay travestileri | Samsun travestileri | Diyarbakır travestileri | Eskişehir travestileri | Çanakkale travestileri | Gaziantep travestileri | Kayseri travestileri | Konya travestileri | Mersin travestileri |Denizli travestileri | Tekirdağ travestileri | Balıkesir travestileri | Kocaeli travestileri | Alanya travestileri | Amasya travestileri | Düzce travestileri |Ordu travestileri | Aydın travestileri | Van travestileri |

Travesti Haberleri.

Yaşamın Travesti Yüzü

"Şimdi başlığımı okuyanlarınızdan bazıları ‘travesti’ kelimesini görür görmez seks ya da seks fantezilerine ait birşeylerden bahsedeceğimi düşüneceksiniz." Çağatay Öztürk`ün yeni yazısı...

 

   
 

 
     

YAŞAMIN TRAVESTI YÜZÜ

Şimdi bu yazının başlığını okuyanlarınızdan bazıları ‘travesti’ kelimesini görür görmez seks ya da seks fantezilerine ait birşeylerden bahsedeceğimi düşüneceksiniz. Psikoterapist olmam nedeniyle belki de ‘travestizm’ ile ilgili bilimsel açıklamalar yapacağımı zannedeceksiniz, travestizme karşı olanlara inat! Oysaki travesti kelimesinin anlamına baktığımızda ‘karşı cinse ait kıyafetleri giyen’ anlamını taşıyor. 

Bir psikoterapist olarak her an, her türlü yaşamsal hikayeyi dinlemeye hazırımdır. Her yeni insan, yeni bir hikaye, yeni bir yolculuktur benim için. Seans odasında herkes yaşamla ilgili sırlarını, yaşamının gizli yanlarını benimle paylaşırken anlattığı konuyla ilgili kendini tek sanır. Ancak herkes yaşamın travesti ruhunu yaşar çoğu zaman...Maskelerle gezer dolaşırlar. O maskeler ki onları ‘o’ yapan, onları toplum içinde ‘ötekileştirilmekten’ kurtaran, yaşamdaki saygınlıklarının temsilcisi maskeler... Statülerinin yorulmaz savaşcıları maskeler. Kimsenin görmediği ve bilmediği zamanlarda ise yaşamın travesti yüzüyle iç içe yaşarlar. Birilerinin onlara yakıştırmadığı, kendilerinin bile şaşırdığı ucuz yanlarını statü kaygısı gütmeden yaşarlar. ,

Başkalarının tahmin etmediği bir şekilde davranır ve ruh halinde gezerler. Sonra aniden kibarlaşır, asilleşirler sözüm ona. Tıpkı bir gece önce travestilerle yatıp, ama ertesi gün onları sadece bir fantezi bulutunun ötesinde görmeyen ve aniden sokakta gördüklerinde ise inkar eden ‘erkekler’ gibi, onlarda kendi ucuzluklarını kimsenin görmediği eminlikte başkalarının ucuzluklarıyla alay ederek kendi statü kaygılarını aştıklarını zannederler. Ya da inkar ederek kendilerindeki ucuzlukları...

Henüz öğrencilik yıllarımdayken psikoterapistime, bir gün kendim ile ilgili memnun olmadığım bir yanımdan bahsettiğimde, ‘belki de bu yönünü olduğu gibi kabul etmelisin fazla sorgulamadan’ demişti. Psikoterapistimin bu saptaması önemliydi benim için. Belki de birçok kişinin yapması gereken, ya da bir diğerinde kabul etmesi gereken, beklentiler dışında birşeyleri olduğu gibi kabul etmek. Fazla sorgulamadan. Tıpkı, Freud’a sorulan ‘bolca puro içiyorsunuz, bu neyi simgeliyor’ sorusuna verdiği cevapta olduğu gibi, ‘bazen bir puro yalnızca bir purodur’. 

Yaşamda bazı şeylere anlamlar yükleme çabası kimi zaman yaşamı daha fazla karmaşıklaştırmaktan öteye götürmüyor insanı. 

Aslında yaşamın travesti yüzünü herkes yaşıyor. Başkalarının üzerlerinde gördüğünde eleştirecekleri hatta alay edecekleri yaşamın eğreti giysilerini değişik şekillerde, kapalı kapılar ardında ya da çok açık bir biçimde herkes deniyor. Ama konuşmaya ya da birileriyle bu deneyimleri paylaşmaya geldiğinde birçok kişi kendi gibi olmaktan çekiniyor. Toplumsal statü kaygıları kendi benliklerine olan saygılarının önüne geçiyor. Herkeste bir ‘iyi’ olma çabası. İyilik nedir acaba? İyi olmak! Neye ve kime göre var olan bir kavramdır.

Çoğu zaman aynı korkaklığı bende yaparım yaşamımda. Örneğin, sosyal yaşamımda ünlü bir kişiyle tanışmak üzereyken istem dışı bir beklentiye girerim. Sonrasında iki şık vardır; ya o ünlü kişi benim beklentim doğrultusunda biridir, dolayısıyla resim tamamlanmıştır. Ya da ikinci şık; büyük bir hayal kırıklığı...kaçınılmaz bir pişmanlık. Keşke tanışmasaydım duygusunun hoyrat savurganlığı!

Herkes bir şekilde yaşamın travesti yüzünü yaşıyor. Kimi zaman birileriyle paylaşarak, kimi zaman herkesten gizleyerek. Umarım günün birinde yaşamınızın travesti yüzüyle yüzleşmek zorunda kaldığınızda yaşama karşı yenilmezsiniz!

Bir kez daha sizlerle paylaştıklarımı okuduğunuz için gözlerinize sağlık. 

Hoşçakalın. Mutlu kalın. Yaşamınızdaki gerçek ‘siz’ ile yüzleşmekten korkmayın.

Bu arada unutmayın her hoşçakal bir merhabadır aslında.

Istanbul travesti, istanbul anadolu yakasi travestiIzmir travesti, Ankara travestiAntalya travestiBursa travestiKocaeli travestiIzmit travestiAdapazari travestiSakarya travestimersin travestiiçel travestiAdana travestikayseri travesti, Konya travesti, samsun travestiMarmaris travestibodrum travesti, Gaziantep travesti, Fethiye travesti, Mugla travesti, Urfa travesti, Tekirdag travesti, denizli travesti sivas travesti, çorum travestimalatya travestivan travesti, alanya travesti, hatay travesti, zonguldak travestiordu travestikütahya travestiaydin travesti, eskisehir travesti, kusadasi travesti, çanakkale travesti, manisa travesti, tokat travesti, balikesir travesti, isparta travesti, didim travesti, elazig travesti, diyarbakir travesti, kahramanmaras travesti, ve tum sehirler travesti modeller

Travesti.

İnsan olarak seks yapmak kimine göre ihtiyaç kimileri ise bardağı taşırıp her an her dakika istiyor çoğu zaman toplum için de bu çok istekli olan travesti yada erkek olsun sapık gözler ile bakılmaktadır. Kadınlar erkeklere nazaran daha ayıplanmaktadırlar.
İstanbul travestileri seks esnasın da porno izlemeyi severler travesti pornoları İnternet üzerin de yaygın olarak dolanmaktadır. Bunları kadınlardan çok erkekler izlemektedir. Erkekler porno izlemenin hayal güçlerinin geliştirildiği ve orada gördükleri hamle ve pozisyonları partnerlerin de kullandıklarını ortaya atmaktadırlar. Çoğu erkek bu tarz programları izlemeyi adeta bir ihtiyaç haline getirmişlerdir. Kadınlar eşlerinin Porno film izlemelerine her daim karşı çıkmaktadırlar burada sanal olsa da bir kıskançlık ortaya çıkmaktadır.
Travestiler de çoğunluk ile seks işçiliği yaptıkları için konuya uzak değildirler. Çok bu tarz filmler izleyip günde beş defa boşalan erkeklerimiz olmaktadır tabi ki bu çok zararlıdır hem sağlık açısın dan hemde seks hayatımızı düzensiz hale sokar işte o zaman sapkınlık dediğimiz kavram burada devreye girmektedir.
Şişli travestileri zaten görüntü itibari ile porno yıldızlarını aratmamaktadırlar. Erkekler eleştiri formların da bunu dile getirmektedirler. Onlar da bu tarz filmlerin dozun da izlenilmesi gerektiğini ve çocuklar için kesinlik ile girişleri şifreli olması gerektiğini hatırlatmaktadırlar. Erkekleri bütün seks sahneleri baştan çıkartmaktadır, seks yaptıktan sonra tekrar o tarz filmler ile boşalmak isteyen malesef bir çok insanımız olmaktadır. Bir bakıma sokağa taşınmadığı için için işin o tarafından baktığımız zaman bu tarz fşilmlerin faydası olduğunu düşünüyoruz ama sapkınlık derecesine gelindiği zaman kişi hem kendi sağlığını riske atıyor hem de seks hayatını düzensizleştiriyor. Ortalamaya çarptığımız zaman erkeklerler daha yaygın olarak bu filmleri kullanmaktadır.

Adana travestiAlanya travestiAnkara travestiAntalya travestiAydın travestiBalıkesir travestiBodrum travestiBursa travestiDenizli travestiDiyarbakır travesti,Eskişehir travestiFethiye travestiGaziantep travestiHatay travestiIsparta travestiistanbul travesti,İzmir travestiİzmit travestiKayseri travestiKocaeli travestiKonya travestiKuşadası travesti,Marmaris travestiMersin travestiSakarya travestiSamsun travestiŞanlıurfa travestitravesti,Travestiler

Eşcinsellik üzerine

Eşcinsellik üzerine

  Öncelikle başta şunun altını kalın çizgilerle çizmek gerekir : İnsanlar çeşitli dış etkenlerle eşcinsel eğilimlere sapar.

    Peki nedir bu dış etkenler? Başta yanlış çocuk eğitimi. Kız bebek bekleyen ailenin erkeği kız kıyafetleri ile giydirip kız gibi yetiştirmeleri, kızlarla erkek çocukları aynı yataklarda yatırmaları, erkek çocuklarının  kadınsı ortamda büyütülmeleri, ...Özellikle de babaların eşlerine- erkek çocuklarının annelerine - baskı yapmaları, dövmeleri, zulmetmeleri,...Bu durumda erkek çocuk babayı idol olarak görmediği için kendi iç dünyasında başka ideal şahsiyetler aramaya başlar.Ve bu sürecin sonu eşcinsel eğilimlere doğru rahatlıkla kayabilir!Kısaca baba dayağı da erkek çocukları eşcinsel eğilimlere yöneltebilmektedir!

     Tabii aynı durum tersi için de söz konusu.Kız  çocuk için de aynı durum söz konusu !

    Hormonlar konusu da  ayrıca ele alınması gerekir.Kendinde eşcinsel eğilim gören erkekler öncelikle hormon tedavisine girmesi gerekir.Unutmamak gerekir ki her erkekte de  %10 kadınlık hormonu, her kadında da %10 erkeklik hormonu vardır.Eğer hormon araştırması sonucu % 40- 50 kadınlık hormonu ortaya çıkıyorsa , ikinci aşama, hormon tedavisi ne geçilmelidir.Unutmamalıdır ki hormon tedavisi ile kadınlık hormonları erkekleştirilebilmektedir.

     İçe kapanık toplum ve cemaatlerde de bu konuya dikkat etmek gerekir.
 

               "Emine Şenlikoğlu okuyup eşcinsellikten vazgeçenlerimiz var!" 
   İnsanca Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Okşan Öztok'a göre Türkiye'de "inançlı eşcinsel" sayısı, "özel ibadet alanları ve imam" gerektirecek kadar fazla. Öztok, "Derneğimizi ziyaret etti ve çok yardımcı oldu" dediği İslamcı yazar Emine Şenlikoğlu'na da hayran. Yeni Aktüel'in görüştüğü Şenlikoğlu ise derneğe gittiğini doğruladı: "Birçok eşcinsel ve travesti de kendiliğinden bana ulaştı. Bugüne kadar 22 tanesini eşcinsellikten vazgeçirdim. Şimdi kimi askerde, kiminden torunum var. Ama özel cami ve imam olmaz!" 
NOT:BU KONUDA EMİNE ÖZKAN ŞENLİKOĞLU'NUN WEB SİTESİNDEN KENDİLERİNE ULAŞMALARI TAVSİYE EDİLİR

                                                     

 

                                                                       EŞCİNSELLİK GENİ !

“Eşcinsellik Geni” de Boşa Çıkmıştı... Amerikalı moleküler biyolog Dean Hamer, bundan 10 yıl kadar önce de oldukça iddialı bir çıkış yapmış bir isim. 1993 yılındaki bir çalışmasında erkeklerin X kromozomundaki bir bölgenin eşcinselliğe neden olduğunu ileri sürmüş ve bu “buluşu” medya tarafından göklere çıkarılmıştı. Ancak aynı kromozom üzerinde çalışan diğer bilim adamları, Hamer’ın bulgusunu doğrulayamadılar. Böylece “eşcinsellik geni” efsanesi boşa çıkmış oldu. Ancak Dean Hamer yılmadı ve bu kez de “Tanrı’ya inanç” için genetik bir temel bumaya karar verdi.    (Mustafa Akyol; Referans, 12 Ekim 2004)

 

 

                                                   TEDAVI OLANA KADAR NE YAPMAK GEREKIR?
   Eşcinsellik Lut kavminin helakine sebeb olan büyük günahlardandır. Bu gibi insanlar, yanlış fiilde bulunmadıkları müddetçe, bu hissi taşımaları kendilerine bir mesuliyet getirmez. islam dini, imkanat değil, vukuat ile hüküm verir. yani, bir insanın kendi içinde bir his taşıması onu mesul etmez. bu hissi fiil ortamına taşıdığı zaman mesul olur.hissi olarak bazı kadınları erkek ve bazı erkeklerin kadın hissine yakın his taşıdıkları bir vakıadır. işte bu hislerini fiil ortamına taşımadıkça ve dine zıt hareketlerde bulunmadıkça, mesul olmayacaklardır.Bu dünya imtihan meydanıdır. Herkesin bir imtihanı vardır. Allah hiç kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. Kimi insanlar cinsellikle kimileri kumar içki gibi hususlarda imtihanı şiddetli olabilir. Bu durumda hiç mücadele etmeden teslim olmak doğru değildir.Zaaf sahibi olmak teslim olmayı gerektirmez. İnsan cinsellikle ilgili kapıldığı duygulardan dolayı mesul olmaz. Ancak bunları fiiliyata dönüştürürse mesul olur. Kısa dünya hayatında günaha karşı sabırla mükellef olan insan zaaflarına sabretmeli ve sonsuz bir hayatta sıkıntısız bir hayatı kazanmak için çalışmalıdır.Neler yapılmalıdır: 1- evlenmek, 2- oruç tutmak, 3- bol bol Kur’an okumak veya zikir çekmek, 4- kur’an tefsiri veya islami kitap okumak, 5- Allah’ı bol bol hatırlamak 6- Ölümü hatırdan çıkarmamak.
  Bu noktada dikkat çekici olan, çoğumuzun üzerinde konuşmayı bile ayıp saydığı bu konuda Kur’ân’da o derece çok ve açık ifadelerin bulunmasıdır. Kur’ân, Lût kavmi örneğinde kendisine temas ettiğine göre, demek ki, bu problem ‘Lût kavmi kadar eski, yok farz edilmeyecek kadar önemli, zinadan bile çirkin, ama herhangi bir insanî yanılgı kadar da konuşulabilir’ imiş.
Peki, neden böyle birşey oluyor? 
   Böylesi bir cinsel sapma neden ve nasıl yaşanıyor?
   Önce biyolojik-genetik faktörlerle başlayalım:
Aslında hepimizin vücudunda karşı cinsin hormonları da az miktarda bulunur. Zaten, öyle olmasa, bütün erkekler aşırı sert ve maço, bütün kadınlar ise aşırı kırılgan olurlardı ve cinslerin birbirini anlayıp hissetmesi pek de mümkün olmazdı. Ancak normalde var olan bu minimal yönelimler, genetik ve hormonal bozulmalar sonucu, bazı kişilerde ileri düzeylere varabiliyor. Ve ortaya doğuştan eşcinselliğe yatkın bireyler çıkabiliyor."E, sonra?" diyorsanız, şu sohbeti dinleyin:
   Geçenlerde bir psikiyatrist arkadaşım beni telefonla aradı. Kısa bir girişten sonra, "Baksana!" dedi, "Biliyorsun; son araştırmalar eşcinselliğin bazı durumlarda neredeyse önlenemez olduğunu gösteriyor. İşin doğuştan gelen genetik bir boyutu da olduğu tesbit edildi; sen de okumuşsundur. Yani, bu kişilerin en azından bir kısmı, yaratılışlarında var olan meyil dolayısıyla o yöne gidiyorlarmış; bu açık artık. Oysa biz İslâmî yönden bunun kabul edilemez bir yönelim olduğunu, hatta ceza gerektirdiğini okuyoruz. Nasıl çözüyorsun bu ikilemi?" Ona, "Belki garip bir örnek olacak ama" dedim, "Biliyorsun, meselâ çok eşlilik de erkekler için neredeyse genetik ve tabiî bir meyildir." "Evet?" dedi. "Peki sen çok-eşli misin?" diye sordum. "Tabiî ki hayır" dedi. "Neden?" diye üsteledim. "İçinde böyle bir meyil yok mu? Açık konuş lütfen." "Var aslında" dedi, "Ama hem eşim buna izin vermez, hem toplumsal kurallar, kanunlar vs. bir yığın engel var; biliyorsun. Üstelik günaha girmiş olurum. O yüzden düşünmem bile." "Kendi sorunun cevabını kendin vermiş oldun işte" dedim. "Eşcinsel meyiller de bazı kişiler için genetik bir temelden kaynaklanan, neredeyse zorunlu bir yönelim olabilir; ama o kişilerin de bu anormal yönelimlerini kontrol etmeleri beklenir, bunu becerebilirler de aslında." "Bu yönden düşünmemiştim" dedi arkadaşım.Ardından, kısa bir düşünme sonrası, "Ama" dedi, "meselâ, bilirsin, beyindeki bazı bozukluklar, örneğin temporal epilepsi gibi hastalıklar, kontrolü güç saldırganlıklara yol açabiliyor. Böyle bir hastalığın da etkisiyle, diyelim ki bilincinde olmadan birini öldüren bir şahıs ceza görür mü? Görmez. Bünyesel hastalığın etkisiyle bu suçu işlediği tespit edilirse Türk Ceza Kanununun 46. veya 47. maddesine göre cezası ya hafifletilir ya da tamamen affedilir. Buna ne diyeceksin?" "Peki," dedim, "O hasta, cezası affedildikten sonra, bir cinayet daha işlesin diye serbest mi bırakılır? Yoksa hastalığı düzelene kadar tedaviye alınıp sonra da uzun süre izlenip kontrol mü edilir?" Arkadaşım, "Yine haklısın" dedi. 
   Ergenliğe geçiş döneminde sırf meraktan bu tür bir ilişkiyi (kısmen) denemiş gençler de olabilir. Nerdeyse ne yaptığını bilmeden, ‘doktorculuk’ oynarcasına."Çocukça bir hata" bile denebilir belki. Ancak, esas önemli olan, bundan sonrasıdır. Bu tür bir olayın ardından, bazen yıllar sonra, "Eyvah, ben ne yapmışım?" muhasebesi yaşanır genellikle. Bu dönemde bunalımını paylaşmayıp kendi kendini yiyip bitirmek; kendini aşırı suçlayıp "Yoksa ben ‘gay’dım mı?" sorgulamasına dalmak, bazen genci tam zıt bir sonuca götürebilir. "Battı balık yan gider" durumu gerçekleşir. Gerçekte öyle olmayan genç, gerçekte öyle olmadığı halde kendisini öyle zannettiği için, gerçekten öyle olur! Traji-komik bir örnek anlatayım: Bir eşcinsel hastam vardı. İlkokul yıllarında bağırsak paraziti problemi varmış. Bilen bilir; bu parazit anüs kaşıntısı yapar. Belki inanmazsınız ama, bu kaşıntı gitgide delikanlıyı "Yoksa ben..?" kuşkusuna götürmüş. Sonuç maalesef kötü! Üstelik, anlattığım tek değil. Literatürde, sadece ve sadece bağırsak paraziti yüzünden cinsel tercihi bozulan birçok vak’a var. Yani? Utanıp konuşmamak, gurur yüzünden anlatmamak, yardım istemeyip kendi kendini yemek yok mu? İşte bu şey o kadar çok yerde ayaklara dolanıyor ki! Sırf bu yüzden ne hayatlar kayıyor, bilemezsiniz.
   Şimdi, gelelim konunun bizi esas ilgilendiren kısmına:
1. Bu tür hassas konuları ne yok farz etmeli, ne de kaşınmayan yeri kaşımalı. Uyanık bir sessizlik ve dengeli bir müdahale gerek.
2. Küçük yaşlardan itibaren giyim, oyuncak gibi konularda cinsiyeti vurgulayacak ve cinsel kimlik oluşmasına yardım edecek yönlendirmeler yapılmalı. Meselâ, cinsiyete göre giydirmek, uygun oyuncaklar almak gibi.
3. Çocuk, normal gelişimi içinde, özellikle belli dönemlerde, cinselliği çok merak eder; onu doğru bilgilendirmek gerekir. Eşcinselliği anlatın demiyorum. Normal, doğal, insanî merakların doyurulması ilerisi için sağlam bir temel olacaktır diyorum. Bu konularda çekinip utanmayın lütfen: Siz doğrudan utanıyorsunuz ama, birileri yanlıştan bile utanmıyor. Ve hiç unutmayın: "Çocuklar öğrenmeye hazır olmadıkları konuları zaten sormazlar." Çocuk bir şeyi soruyorsa mutlaka cevap vermeniz gerekir—elbette, usulünce!
4. Özellikle ergenlik çağında gençlerin kendi cinslerinden ebeveynlerle, yani babayla daha fazla vakit geçirip paylaşım içinde olması şarttır. Bunu vurguluyorum; tâ ki, "İşten eve, evden işe," ‘pijama-terlik-televizyon,’ "Hanım, sen ilgileniver, ben çok yorgunum" hastalıklarına yakalanmış babaların kulakları çınlasın!
5. Aile içinde erkeğin hafif başat ve saygın konumunun korunması lazım. Yoksa, meselâ evde kadın bariz biçimde baskın, erkekse pasif ise—ki, neredeyse ahir zaman alameti olarak çoğu evde mevcut durum maalesef budur—erkek çocuk için kadın konumu imrenilecek bir durum kazanabilir.
6. Bu tür bir problemle karşılaşıldığında aşırı tepki ve açıklamasız yasaklar merakı artırır sadece. Konuş(tur)masanız bile, gencin aklındaki soru işaretleri artarak devam eder.
7. Darda kalırsanız bir psikiyatristten yardım isteyin.
   Not: Eşcinsellik aslında sadece erkeklere has bir durum değil. Kadınlar arasında da bu problem hatırı sayılır biçimde yaşanıyor. Yalnız, bayanlardaki şekli daha belirsiz seyrediyor ve pek de dirençli, devamlı olmuyor. Normal bir cinsel hayat ve mutlu bir evlilik, problemi çözmeye yetiyor genellikle. Yine de, özellikle bayanların toplu kaldığı yerlerde dikkatli olmak gerekiyor.Maalesef biz toplum olarak kadın-erkek mahremiyetine ‘çok’ dikkat ederken, mahremiyetin erkek-erkek ve kadın-kadın arasındaki biçimlerini bazı zamanlar sanırım ihmal ediyoruz. Her iki cins açısından, problemin bir sebebi de bu. Bu noktada, biraz kitap karıştırıperkeğin erkeğe, kadının kadına karşı mahremiyet ve tesettür ölçüsünü öğrenmeye ne dersiniz?                  DR. YUSUF KARAÇAY

Eşcinsellik günah mı. Bu duygu nasıl kontrol altına alınabilir? Bu meyilden dolayı günah işlenmiş olmaz. Ancak bu meylin fiile dönüştürülmemesi gerekir. Psikolojik tedaviyle veya evlilik yaparak bunun önüne geçilebilir.

Hünsa: İslam hukukunda, gösterecekleri erkekimsi veya dişimsi temayüllere göre erkek veya kadın gibi kabul edilirler(Nevevî, Mecmu, I/198- el-Mektebe eş-Şamile-)). Ayrıca, iki uzvu olanlar, eğer erkek uzvundan idrar yaparsa erkek, kadın uzvundan idrar yaparsa kadın kabul edilir. Sakal erkeklik alameti olduğu gibi, kadın gibi göğüslerin olması, aybaşı görmesi ve benzeri durumlar da kadınlığın alametidir. Bu gibi insanlar bu alametler doğrultusunda muamelelere tabi olurlar(bk. Mebsut, 33/198, 221-el-Mektebe eş-Şamile-)

Fukahanın çoğuna göre, hunsâ : Erkeklik ve dişilik âleti bulunan kimsedir. Hangi aletinden idrar yapıyorsa, daha çok ona yakın bir hüküm taşır. Yani erkeklik aletinden idrar yapıyorsa, erkek; dişilik aletinden idrar yapıyorsa, dişi sayılır. (1)Her iki aletinden eşit biçimde idrar geliyorsa, o takdirde hem erkek, hem dişidir, yani ona hunsâ denilir., Bu, îmam Ebû Hanîfeye göredir. (2)İmam Ebû Hanîfe'ye göre, taşıdığı her iki aletten de idrar gelirse, o, «Hunsâ müşkil» kabul edilir. Bir aletten az, birinden çok gelmesi buna tesir etmez.Fukahanın çoğuna göre, bu durum, onun ergen olmasına kadar geçerlidir. Ergen olunca, erkeklik aleti harekete geçip evlenecek güçte bulunuyorsa, o takdirde erkek kabul edilir. Sakal ve bıyıklarının da çıkması böyledir. Bunun gibi ergenlik çağına girince göğüsleri büyür, ayhali olursa o takdirde dişi kabul edilir.Ergenlik çağına girdiği halde ne erkek olduğuna, ne de dişi olduğuna dair belirtilen alâmetler ortaya çıkmazsa, o takdirde «Hunsâ Müşkil = Eşelcins» sayılır.Sadece meni, belsuyunun çıkması yeterli değildir. Çünkü bu her iki cinsten de çıkabilir. (3)
Hunsâ Hakkındaki Hükümler :
Hunsâ müşkil (= eşcinsel durumunda olan) hakkında genel hüküm, dini hususlarda ihtiyatla âmel etmektir. Sübutunda şüphe sabit olan hususlarda ise hükmün sübutuyla hükmetmemektir.
Bu genel kaideyi açıklayalım :
Hunsâ müşkil, imamın arkasında durduğu zaman, erkeklerle kadınların safları arasında durur, yani ne erkeklerin saffında, ne de kadınların saffında yer alır, bu iki ayn saffın arasında durur.Erkeklerin saffına katılacak olursa, kadın olma ihtimâli dikkate alınarak onların namazını bozmuş olur. Kadınların saffında duracak olursa, erkek olma ihtimali mevcut olduğundan, kadınların namazını bozmuş olur.Hunsâ müşkil, kadınların saffında durup namaz kılacak olursa ihtiyaten namazını iade eder. Çünkü erkek olma ihtimali vardır. Erkeklerin saffında dahil olup namaz kılarsa, namazı tamam sayılır. Ancak o safta onun sağında ve solunda bulunan ve tam arkasında bulunan kimseler namazı iade ederler. Bunda ihtiyat vardır.Hunsâ müşkil, namazda kadınlar gibi oturur. (4)İmam Muhammed'e göre, hunsâ müşkil, henüz ergen olmadan namaz kılarken başörtüsü örtmesi uygun olur. Ergen olduktan sonra kendisinde ne erkeklik, ne de kadınlık alâmeti açık biçimde ortaya çıkmazsa, o takdirde başörtüsüz namaz kılması, caiz olmaz.Hunsâ ergen olduktan sonra mücevherat takınmaz. Bu onun için mekruhtur. Bunun gibi ipek elbise de giyinmesi mekruh kabul edilmiştir. (5)Hunsâ müşkilin hem erkeklerin yanında, hem kadınların yanında soyunup açılması mekruhtur. Yanında mahremi bulunmadığı halde bir kadının ya da erkeğin yanında tenha kalması da mekruhtur.Hunsâ müşkil, hacca gidecek olursa, yanında erkeklerden bir mahremi bulunursa -Hanefî mezhebine göre- üç günlük ve daha fazla uzak mesafelere seyahat edebilir. Safî ve Mâliki mezheplerine göre, yanında güvenilir erkek ve kadın bulunursa gidebilir.Hunsâ Müşkilin İhramı Nasıl Olmalıdır?İmam Ebû Yusuf, «bu mesele hakkında bir bilgim yok» demiştir. İmam Muhammed'e göre, kadınlar gibi giyinip hac farizasını yerine getirir. (6)Hunsâ müşkili sünnet etmek gerektiğinde onu erkek sünnetçimi, yoksa kadın sünnetçi mi sünnet eder? Bu mesele hakkında iki görüş vardır : Ergen olmamışsa, erkek veya kadın sünnetçiden biri onu sünnet edebilir, bunda bir sakınca yoktur. İştiha çağına gelmiş fakat ergen olmamışsa, utanç yerine bakmadan, herhangi biri sünnet edebilir. Ergen olmuşsa, ne erkek ne de kadın sünnetçi onu sünnet eder.Çünkü kadın sünnetçi onu sünnet edecek olursa, erkek olma ihtimali mevcut olduğundan kadının bir erkeğin utanç yerine bakması haramdır. Erkek sünnetçi onu sünnet edecek olursa, kadın olma ihtimali bulunduğundan erkeğin bir kadının utanç yerine bakması haramdır.Hunsâ müşkil öldüğünde onu kim yıkayabilir?Bu da üzerinde önemle durulan meselelerden biridir. Fukahanın çoğuna göre, ne kadın, ne de erkek onu yıkayabilir. Sadece birisi eline bir bez parçası sarıp ona teyemmüm verir ve böylece yıkanmış kabul edilir. Eğer yıkayan onun çok yakını ise, eline bez parçası sarmasına gerek yoktur, o vaziyette teyemmüm verir.Hunsâ müşkil, henüz ergen olmadan ölürse, onu kadın da, erkek de yıkayabilir, bunda bir sakınca görülmemiştir. (7)Hunsâ Müşkil Hakkında Nikâh Meselesi :
Hunsâ müşkilin babası, o henüz ergen olmadan birine nikâh ettirirse, bu nikâh askıda bekler, ergen Oluncaya kadar bu askı devam eder. Nikâhlı çiftlerden biri ölürse, diğeri ona vâris olamaz. Ergenlik çağına girince, kadın veya erkek olduğu açık şekilde belirirse, ona göre nikâh geçerlik kazanır. Şöyleki : Hunsâ müşkil kız kabul edilip bir erkeğe nikâhlanmışsa, ergen olunca kız olduğu açıkça ortaya çıkarsa, yapılan nikâh sahih kabul edilir ve geçerlik kazanır. Erkek diye kendisine bir kız nikahlanmış ve ergen olunca erkek değil kız olduğu belirgin hale gelmişse, o takdirde yapılan nikâh hükümsüz kalır.
Hunsâ müşkil hakkında hadler ve kısas :
Bir kimse ergen olmuş hunsâ müşkile zina isnâd ederse, bundan dolayı hadd-i kazıf (seksen değnek vurulma cezası) gerekmez. Çün-ki hunsâ müşkil tenasül aleti kesik erkek ve tenasül cihazı bitişik kapalı cinsel temasa elverişli olmayan kadın hükmündedir.
Bu durumda olan kadın veya erkeğe zina isnâd edene nasıl ceza gerekmiyorsa, hunsâ müşkile de zina isnâd edene öylece ceza gerekmiyor. Ama ergenlik çağına girmiş bir hunsâ müşkil başka birine zina iftirasında bulunursa, o takdirde kendisin© şer'î ceza (seksen değnek vurulması) gerekir.Hunsâ müşkil hırsızlık ettiğinde ceza uygulanır mı?Hırsızlık konusunda, hunsâ müşkil, hunsâ olmayan kişiler gibidir. Ergenlik çağına girmişse,, çaldığı mal hakkında şer'in belirttiği şartlar gerçekleşmişse, o takdirde eli kesilir. (8)Kısas konusunda da bir ayrım yapılmaz. Yani Hunsâ müşkil ergen olduğu halde kasden vurup bir adamı öldürürse kısas gerekir. Hatâen öldürürse diyet gerekir.Hunsâ müşkil dinden dönerse, hakkında murtedd hükmü uygulanmaz. Yani tevbe etmediği takdirde öldürülmez.Hunsâ müşkil hakkında daha bir çok hükümler var. Ancak günümüzde uygulama alanı olmadığı için buraya nakletmeye lüzum görmedik. Sadece bazı önemli meselelerde sırf meraklılara bilgi olsun diye kısa bilgiler vermeye çalıştık

Ankara Travestileri

Ankara Travestileri

adana da kalan petek lakaplı aile baskısı yüzünden ankara travestilerine kacarak orda travestiler e sıgınarak yardım istedi travestiler de onu aralarına alarak ona ortamı ögreterek onun bır amac ugruna yetıştirerek işine gücüne bakmasına ve ailesinin düsünmesini istemedıler travesti petek mutluydu cünkü ona kucak acan travestiler  cok ıyı ve dürüstlerdi travesti petek calıştı kimseye muhtaç olmamak icin cırpındı amacı ankara travesti yüzünü yere eydırmemekti ve evını tutu dayayıp dösedı yerlesıp onların ıstedıgı bırı oldu ne kadar insanlar onu başka bir gözle görsede onun mutlulugunu bozamıyorlardı travesti ankarapetek travestilerin okadar ona gönül işlerinden uzak dur desede o yanlızlıktan ve caresizlikten aşıkoldu ama aşık oldugu erkek travesti oldugu icin dışarda yanında gezdirmezdi utanırdı ankara travesti hesinin başında bir erkek vardır ama cogu mutlu degildir travesti petekte bunların icinden biri travesti ankaraa kacan ılk seferde neyapacagını bilmez mutlaka gece olmasını beklercünkü gece travestiler dışarı cıkar ve yanlarına giderek kalacak yer isterler cün ortamı tanımak istiyorsan ezilmek istemıyorsan mutlaka işi bilen bir travesti nin yanında kalıp iyice ortama alışana kacar orda kalman lazım travesti petek bir gün dışarda işine bakarken akrabaların onu aradıgını duydu ve eve kacarak hemen sevgılısıne söyledi sevgilisi tınlamayarak ona bana ne dedi oda telefonla travestileri cagırdı ankara travestileri birbirlerine haberleşerek travesti petegin evinde toplandılar tabı olayı duyan travestiler sevgılısını döverek evden kovdular ona yer bulmak ıcın aralarında konusup ona istanbul dısında ev tutup orda ortalık yetişene kadar kalmasını istedilertravesti ankaradan onu kacırarak o eve yerleştırdıler ama akrabaları duymuştu ve ankara travesti takıp etmişlerdi evden cıkmasını bekledıler akrabaları travestiler evden cıkınca direk eve saldırıp kursunlayıp kactılar travesti petek oyle bir korkmustuki yere atmıştı kendını ve korktugu basına gelmişti ve travestileri arayarak benı öldürecekler yetişin dedi ankara travesti leri polisi arayarak istanbul dışındakı evın adresını vererek onu kurtardılar

Travesti Suriye

Travesti Suriye

Geçen hafta Tarlabaşı’nda biri Suriyeli olan üç çocukla muhabbet ediyorum. Üçü de aynı mahallenin çocuğu. Diğerleri oynadıkları oyunlarda Suriyeli çocukları itip kakıyorlar. Ben de bu üçünü sıkı fıkı görünce sordum: “Nasıl, siz iyi anlaşabiliyor musunuz?” Daha on yaşında olmasına rağmen “Tarla” jargonunu kapmış fırlama, “Abi biz bu tenekeleri sokmuyoruz içimize, pisler çünkü. Bazo(yanlarındaki) onlar gibi değil onu seviyoruz.” Bazo da atılıyor hemen bozuk Türkçesiyle “Abi eskiden beni de dövüyorlardı ama.”

Ayrım toplumun en alt diye görülen, aslında en zengin kültürlü, bir evde hu çekilirken yan evde fahişelerin pazarlık yapabildiği semtinde bile, hem de çocukların arasında kendini gösteriyor. Haliyle tatil beldelerinde Suriyelilerin istenmemesi, bunun televizyona çıkıp söyleyenler daha anlaşılır geliyor.

Ayrımcılığı doğuranlar, saraylarında savaş başlatanlar, sahte zenginliğin dostu gerçek zenginliğin asıl düşmanları. Onlar bir kuru mezhep veya tüfek tutacak biri olarak bakarlar, on yaşında altı tane Victor Hugo romanı kadar hikaye biriktiren çocuklara. Binlerce yıldır savaşı kutsarlar ama kendi kıçlarından korktukları için arkalarında bin tane adamla dolaşırlar. Onlar mazlum dostu gibi davransa da bombalarla yıkanan insanlar onların değil, bizim akrabalarımız. Petrol kuyularının parasını Şanzelize’de bozduranlar değil çünkü bu insanlar. Her milletten Ortadoğu’nun mazlum halkları. Şimdi Tarlabaşı’ndalar yeri yurdu olmayanların yurdunda. Hani şu Metin Kaçan’ın buraları anlatırken, “Ürkek gözlerle etrafı seyreden köylüler,” diye bahsettiği Kürtlerin yurdunda.

Semtte Çingenelerin borusu öterken savaş sonucu köylerini terk eden gelenekçi Kürtler de, sanki hiç alışamayacak gibiydiler Beyoğlu’na. Şimdi Tarlabaşı’nda Kürtlerin izni olmadan kuş bile uçamıyor. Zamanla, Taksim’e ulaşan hizmet sektörünü komple ele geçirdiler, Midye, Pilav, Uyuşturucu… Şimdi de Suriyeliler tedirgin gözlerle seyrediyorlar Tarlabaşı festivalini. Çıplak ayakla koşturan çocuklar ve onların izbe bodrumlardan Arapça bağıran anneleri her sokaktalar.

Arapçaya hiç uzak değiliz. Halkımızın o dilde yazılan kitaba inanması bir yana, benim mahallemde senelerdir Arapça konuşuluyor. Birçok akrabalık var bu savaşın ortasında kalan insanlarla aramızda. Çoğu kasabayı köyü sadece bir dikenli tel tam ortadan ayırıyor. Kobane’ye giderken alçakça katledilen canlarımız da bu dikenli telli anlamsızlaştırmak için yola düşmemiş miydi ya da Denizler İsrail zulmüne karşı Araplarla omuz omuza savaşırken sınırları önemsemiş miydi?

Gerçekten bu kadar bağlı mıyız bu sınırlara. Zamanında Orta Asya’da evde kıçımızın üstünde oturmasını bilmezken, yine mi üstündük yerleşik Araplardan yoksa sınırlar mı bizi bu kibre düşürdü. Hani Aristo’yu Avrupalılara öğreten, dünyanın çapını hatasız bin yıl önce ölçen Araplardan üstün müydük? Nedense onlar bizim gözümüzde hep pistiler. Pilavı elle yiyip, deveyle geziyorlardı. Ayrıca haindiler. Böyle öğretildi bize. Bu hain ırkın kalıtım bozukluğu Halil Cibran şöyle demiş, “Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan, yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan, ne görebiliyorsun, ne duyabiliyorsun.”

Farkında değiliz ama aslında kader ortağıyız biz Ortadoğu halkları olarak. Kocaman bir volkanı besleyen magmayız. Göremiyoruz, duyamıyoruz mirasımızı. Biz dünyayı değiştireceğiz. Biz Araplar Kürtler, Süryaniler, Çerkezler, Ermeniler…Travesti

Yukarda saydığım bütün halkların birbiriyle alıp veremediği olsa da önce korkmamayı öğreneceğiz birbirimizden. Merak etmeyin içinizde bir nefret olsa da siz de alışacaksınız Suriyelilere. Onlar da alışacak Tarlabaşı’na, Bağcılara. Daha Suriyeliler uyuşturucu satmaya başlayacaklar. Gayr-i meşruyu öğrenecekler, hırsızlık yapacaklar. Çünkü toplumun en altını onlara açtık. Suriyeli travestiler göreceğiz, cezaevleri Suriyeli dolacak. Silivri Cezaevi’ne Arapça Türküler yazılacak. Belki biz Halep Türküleri öğreneceğiz. Belki Halepli kızlara aşık olacağız. En sonunda, bombayla yıkanmış bir halka daha yer açacağız göğsümüzde.

Tecritte Bir Travesti

Tecritte Bir Travesti

Esra Arıkan, ya da resmi adıyla Salih Arıkan cinayet işlediği için ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırıldı. Samsun E Tipi Kapalı Cezaevi'nde tecrit hücresinde tutuluyor. Arıkan kendisini “Yirmi bir yıldır travestiyim. Tek bir umut için yaşıyorum; pembe kimliğimi alabilmek” diye anlatıyor. Daha önemli dertleri de var; cezaevinde gardiyanlar ve diğer mahkumlar tarafından sürekli taciz, hakaret ve fiziki saldırılara maruz kalıyor. 'GÖNÜL RIZASI' Ailesinin cinsel kimliği yüzünden reddettiği Arıkan'ı cezaevinde arayan, soran kimse yok. Eşcinsel olduğu için kadın cezaevinde kalmak istiyor. Ancak resmi 'kimliğinden' dolayı tutulduğu erkek cezaevinde bir kabus yaşıyor. Samsun Cezaevi'nde bir gardiyanın cinsel saldırısına maruz kaldı, şikayetçi oldu. Dava boyunca tutuklu kalan saldırgan için mahkeme "gönül rızası ile olmuştur" diye karar verince serbest bırakıldı ve görevine iade edildi. İNTİHAR GİRİŞİMİ Arıkan için kurulan "Travesti Tutsak Esra ile Dayanışma İnisiyatifi"nden Nergis Şen durumun vahametini şu sözlerle anlatıyor. "Ancak mektup yazabiliyor. O da denetleniyor. Bu yüzden örneğin; 'taciz edildim' yazan kısmın altını renkli kalemle çiziyor ve yanına 'anlamışsınızdır' diye not düşüyor. Biz bunun tecavüz olduğunu anlıyoruz". Şen Samsun Cezaevi müdürlerinden birinin Arıkan'a tecavüzle yargılanan gardiyanın arkadaşı olduğunu, mektuplarına el koyduğunu, hastaneye dahi gönderilmediğini anlatıyor. Arıkan'ın sesini duyurabilmek için son çaresi intihar girişimi oldu. VASİ BEKLİYOR Dayanışma inisiyatifinden Merve Arkun, Esra'ya vasi olarak atanmak ve en azından görüşlerine giderek destek olmak istiyor. Bunun için açılan dava henüz sonuçlanmadı. Esra Arıkan yaşadığı kabustan kurtulmak için cinsiyet değiştirme ameliyatı olmak istiyor. Hayalini kurduğu "pembe kimliğe" ve kadın cezaevine kavuşmanın tek yolu bu. Arıkan'la ilgili bilgi almak için başvurduğumuz Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ve Samsun E Tipi Kapalı Cezaevi topu birbirine atarak sorulara cevap vermemeyi tercih etti. EYLEM ÇAĞRISI İHD Cezaevi Komisyonu'nun her hafta Cumartesi günleri "F Oturmaları" adı altında cezaevlerinde yaşanan sorunları dile getirdiği düzenli toplantıların bu haftaki konusu "Esra Arıkan" olacak. İHD Cezaevi Komisyonu, insan hakları savunucuları, kadın hakları aktivistleri ve LGBTİ hakları aktivistleri bugün Esra için saat 13.30'da Galatasaray Medyanı'nda olacak. "TRAVESTİ TUTSAK ESRA İLE DAYANIŞMAYA BİR MEKTUPLA BAŞLA" Öte yandan sosyal medyada Esra Arıkan'la dayanışma için mektup kampanyası başlatıldı.

Travesti Katliamı :(

Travesti Katliamı :(

Son üç yılda 30 travesti öldürüldü

Son üç yılda kaç travesti öldürüldü farkında mısınız? En azından bildiklerimiz 30! Polise başvurmak daha büyük dert...

Son Güncelleme: 10:56 01 Aralık 2009, Salı

Ölüm son aşama; bir de çoğunlukla aile ocağında başlayıp yan komşular, mahalle sakinleri derken çapı da, yoğunluğu da değişen daimi bir şiddet halesi var. 

Polise başvurmak daha büyük dert... Böyle bir nefreti sürekli üzerinde hissederek yaşamak nasıl bir şeydir? Cansel ve Özlem zorlu hayatlarını içtenlikle paylaştı

Ortada bir seri katil yok ama onlar bir bir öldürülüyor. Cansel ve Özlem bu ülkede bir travestinin nasıl yaşadığını, nasıl öldüğünü anlatıyor

İsmi belirlenemeyen bir kişinin 17 Ekim 2009’da Beyoğlu’nda bir evde bulunan cesedi, üç yıl içerisinde basına yansıyan 30 cinayetin kurbanları ile ortak bir özellik taşıyordu. İsimsiz cesette, Ankara’da 23 ve 29 Mayıs 2009’da ya da Bursa’da 23 Mart’ta başı ve gövdesi ayrı yerlerde bulunan cesetler gibi işkenceyle öldürüldüğüne dair izler bulunmaktaydı. 
Kim bu öldürülenler? Sokaklarda bir seri katil mi dolaşıyor? Uzatmadan yanıtını verelim. Öldürülenler ve öldürülecekler seks işçiliği yapan travestiler... Duyduğunuz yanıt sizi rahatlattı mı yoksa? 
Bu yanıttan tatmin olamayanlar için aklımızdaki soruları bu şiddetin merkezindeki iki kurbana sorduk. İstanbul, Harbiye’de ‘çarka çıkan’, yani para karşılığı seks yapacağı erkekleri bulmak için cadde kenarında bedenini teşhir eden Cansel ve Özlem’le iki mesai arası konuştuk. 
Cansel, geçtiğimiz ağustos ayında medyaya ‘Mahallenin travesti isyanı’ başlığıyla yansıyan olaylarda linç edilmek istenenlerden biri... Özlem, Taksim’in göbeğinde haraç için satırlarla yaralandı, yaşadığı saldırıların sayısını hatırlamıyor bile... İkisinin de anlattıklarında adım adım gelen yeni cinayetlerin işaretleri var. 

‘Her zaman, her durumda suçluyum çünkü travestiyim’
Ailesinden de şiddet gördü, yaşadığı mahalledekiler tarafından linç edilecekken eşiğinden döndü. Cansel, 18’inde geldiği İstanbul’da hayat neymiş öğrendiğini söylüyor. Ama onun hayat dediği, sizin bildiğinizden farklı...

“Şişli’de aynı mahalleyi paylaştıkları travestilerden şikâyetçi olan yaklaşık 100 kişi, travestilerin yaşadığı binanın önünde eylem yaptı. İnönü Mahallesi’nde yaşayan mahalle sakinleri, önceki gün saat 23.00’te Turna Sokak 21 numaralı apartmanın önünde toplanarak, travestilerin mahallelerini terk etmesini istedi. ‘Can güvenliğimiz yok’, ‘Sessiz ve temiz bir mahalle istiyoruz’ yazılı pankartları açan grup, travestiler mahalleden gidene kadar gerekirse nöbet tutacaklarını belirtti.” 3 Ağustos 2009 tarihli Hürriyet gazetesi, ‘Mahallelinin travesti isyanı’ başlığıyla vermişti haberi. O gün linç edilme tehlikesi yaşayan Cansel’in anlattıklarını okuyunca, asıl kimin can güvenliğinin tehlikede olduğunu anlayacaksınız.

Sizce seks işçiliği yapan travestilerin dünyasını anlamak için sorulması gereken ilk soru ne olmalı?
Bence bana ya da herhangi bir travestiye sorulması gereken ilk soru şiddettir. Ben bu dünyaya adımımı attıktan beri şiddet, yemek, içmek, uyumak, yürümek kadar oldukça sık karşılaştığım bir olgu. Bazen şiddete bunlardan bile sık rastlıyorum. Hatta sadece travestiler değil, homoseksüellerin tamamı için şiddet en önemli problemdir. Şiddet, sizin tercihinizi fark eden aileniz ve yakın çevrenizle başlar ve hayatın her anında size komşu olur. 

O zaman aileden başlayalım. Sizin bedeninizdeki bu geçiş, aynı zamanda çevrenizdeki insanlar için de önemli bir geçiş durumu olsa gerek. Onlar bu yeni statüyü taşıyabildiler mi? 
Birçok travestinin yaşadıklarını düşünürsek, benim ailemle sorunlarım hafif kalır. Çocukluğumdan beri kimliğim ipuçlarını taşıyordu. Bu nedenle ani bir geçiş yaşanmadı. Gerek maddi sıkıntılardan gerekse kimliğim nedeniyle ilkokuldan sonrasına devam etmedim. Sakarya’da bir süre sonra yaşayamaz oldum. Ya evden hiç çıkmayacaktım ya da sokaktayken hissetmediğim şekilde davranacaktım. Benim tercihim nedeniyle toplum tarafından onlar da baskı görüyordu. Artık kararımı vermek zorundaydım. 1992’de, 18 yaşımda İstanbul’a geldim. Hayat neymiş, burada öğrendim. İşkence ve hakaretin her türlüsünü yaşadım. 

Şiddetle ilk karşılaşmanızı hatırlıyor musunuz?
İlk karşılaşmam, polisle karşılaşmamla örtüşüyor. Polisle ilgili her anımı çok net hatırlıyorum. Travestilerin dünyasında polisle kurulan ilişkiler çok önemli yer tutar. Bu mesleğin ne olduğunu polisle tanıştığınızda anlarsınız. Ancak benim bireysel şanssızlığımdan olacak sanırım, polis şiddetiyle tanışmam, seks işçiliğine başlamamdan çok önceye rastlar. Henüz 13 yaşında, ailemle yaşarken, babamın işlettiği dükkânda bazen ben de duruyordum. İçkili bir mekândı. Babamın arkadaşları bir şeyler kutluyorlardı, pompalı tüfekle bir-iki el havaya ateş ettiler. Ertesi gün polis geldi. O an dükkânda benden başkası yoktu. Beni yaka paça karakola götürdüler. Karakola adımımı atar atmaz suratıma çok sert bir tokat indi. Ağzımdan kan gelmeye başladı. Bunun üzerine paniğe kapıldılar. Annemi aradılar, o da karakola geldi. Benim o halimi gören annem, korkuyla babamı bulmuş. Babam ve amcamlar karakolun kapısına dayandılar. Olaylar çığırından çıkmasın diye bana vuran polisi arka kapıdan kaçırmışlar. 

Seks işçiliğine başladıktan sonra neler yaşadınız? 
Ailemin yanından ayrıldıktan sonra hayatımı sadece seks işçiliği yaparak kazandım. Halen ekmeğimi böyle kazanıyorum. Bu işi yaparken her türlü şiddet gördüm. Linç girişimine bile maruz kaldım. Şimdi düşünüyorum, ben halktan mı daha fazla şiddet gördüm, polisten mi? Kesinlikle polisten daha fazla şiddet gördüm. Bu, eskiden inanılmaz boyutlardaydı. 2000 sonrası karakolda işkence çok azaldı. Artık sokakta dövüp bırakıyorlar. 90’lı yıllarda yaşadıklarım bugün bile etkisini sürdürüyor. O yıllarda, İstanbul’da seks işçiliği yapıp 34 XXX 50 plakalı ekip otosunu bilmeyen yoktur. Nerede göz altına alınırsan alın, bu araç gelip bizi Şişli İlçe Emniyet Amirliği’ne götürüyordu. Önce tazyikli suyla yıkayıp ardından döverlerdi. Tek kişilik koğuşlara üç-dört kişi sokuyorlardı. Orada günlerce çırılçıplak bekletiliyorduk. Gecenin, günün ne olduğunu anlamıyorduk. Bir defasında nöbetçi memur bana “Oral seks yap, sana yemek vereyim” dedi. Bu benim başıma geldi ve kabul ettim. Yemekle elbiselerimi verip saatin kaç olduğunu söyledi. Çok net hatırlıyorum, saat 11’e geliyormuş. Önceki akşam 9 gibi almışlardı beni. 

Yaşadıklarınızın etkisinin bugün de sürdüğünü söylediniz. Bunu biraz açar mısınız? 
Yaklaşık iki senedir psikiyatrik tedavi görüyorum. Nerede bir polis görsem aşırı korku ve nefret hissediyorum. Kâbus gibi bir hayat bu, artık taşıyamaz hale geldim. Gündüz vakti yolda, İstiklal Caddesi’nde yürüyorum, karşıdan polis geliyor. Ben ya bir mağazaya giriyorum, ya kenardan görünmeden geçmeye çalışıyorum. Binlerce kişinin önünde “Gel lan buraya!” diyecek, bana hakaret edecek, herhangi bir tepki göstersem polise mukavemet gerekçesiyle gözaltına alacak. Ama ben sadece yürüyorum. Bunlar neden başıma geliyor? Neden? Her zaman, her durumda suçluyum. Çünkü travestiyim. 

Ağustos başında Harbiye’de ‘mahallenin’, travestilerin yaşadığı bir eve saldırmasıyla başlayan ve bütün haftaya yayılan olaylar sırasında yaralandığınızı biliyoruz. Orada neler oldu? 
Ağustosun ilk günü Harbiye’de bir ekip otosu, travestilerin evinin önüne gelerek, dışarıdan “Bu evi çalıştırıyorsunuz. Mahalleli sizden rahatsız. Burayı boşaltın” şeklinde anonslar yapmış. Ertesi gün 30 kişi kapıyı kırarak eve girmeye çalışıyor. Travestiler 155’den yardım istiyor. Bir süre sonra polis geliyor, kalabalığın uzaklaşmasını sağlıyor. Sonra polis evin içerisine giriyor. Bazı eşyaları kapıya koyup “Buradan gidin” diyor. Ertesi gün 150 kişilik bir grup, kürek ve sopalarla travestileri linç etmeye çalışıyor. Travestiler canlarını zor kurtarıyor, her şeyi bırakıp kaçıyorlar. Birkaç gün sonra mecburen yine caddede müşteri beklemeye çıktım. Divan Oteli civarında üç-dört genç bana doğru yöneldi. Biri geçerken yumruk salladı, karnıma geldi. Tepki gösterir gibi oldum, diğerlerinin saldırmaya hazırlandığını görünce korktum, “Çok ayıp” gibi laflar söyledim. Küfürlerle üzerime doğru yürümeye başladılar. “Hepinizi öldüreceğiz!” diye bağırıyorlardı. Kaçmayı düşündüm ama karşımdakiler genç çocuklar, nasıl kaçayım? Bir anda biri çantama yapıştı, ben çantamı vermemeye çalıştım. Bu sefer boğuşmaya başladık. Beni yere yıktılar. Ve öyle bir dayak yedim ki kafam, gözüm, saçım, her yerim şişti. “Polis!” diye bağırıyordum, sesime polisten hariç herkes gelmişti. İki kadın geldi, “Ne yapıyorsunuz?” diye tepki verdi. Kadınlara “Defol git, bunlar travesti” diye bağırdılar. Kadınlar polisleri çağırdılar herhalde. Polisler beni çocukların elinden aldı. Polise sürekli “Abi, biz arka sokaktanız” diyorlardı. Şişli Etfal’de iki saat müşahede altında kaldım. Sonra karakola geldiğimde çocukları sordum, “18 yaşın altında olduğu için biz işlem yapamadık, çocuk bürosuna yolladık” dediler. İfade verirken “Sen onlara sprey sıkmışsın, önlerini kesmişsin” dediler. Sonra 15 gün nefes almada zorluk çektim. Hâlâ sağ böbreğimde ağrılarım var. 

Travesti cinayetlerinin üç yıllık kronolojisi 
27 Ocak 2007 - İ.C.
24 Şubat 2007 - M.T.
28 Şubat 2007 - Binnur 
20 Mart 2007 - S.K.
5 Mayıs 2007 - E.Ö. ve S.D.
7 Temmuz 2007 - Deniz 
19 Ağustos 2007 - İsmi veya takma adı bilinmiyor.
21 Ağustos 2007 - Ece 
13 Eylül 2007 - Ö.Z. 
18 Eylül 2007 - D.U.
4 Ekim 2007 - M.U.M. 
5 Ekim 2007 - Kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce bıçaklanarak öldürülen, aynı evde kalan iki travestinin ismi veya takma adı bilinmiyor.
7 Aralık 2007 - Melisa, polis tarafından silahla göğsünden vuruldu.
30 Ocak 2008 - E.B.
19 Mart 2008 - H.A.
4 Haziran 2008 - Sisi 
15 Temmuz 2008 - A.Y. cinsel kimliği nedeniyle ailesi tarafından öldürüldü.
5 Ağustos 2008 - E.A.
5 Ağustos 2008 - M.Z.
5 Ağustos 2008 - Y.M
12 Ağustos 2008 - C.K.
10 Kasım 2008 - Eryaman davasının ilk şikâyetçilerinden D.İ. öldürüldü.
19 Aralık 2008 - İsmi saptanamayan bir transseksüel otoyolda göğsüne isabet eden iki kurşunla öldürüldü.
10 Mart 2009 - E.S. 
22 Mart 2009 - Çöp konteynerinden kafası ve cinsel organı kesilmiş bir travesti cesedi çıktı.
27 Mart 2009 - Ş.G. 
20 Haziran 2009 - İsmi veya takma adı bilinmiyor.
6 Temmuz 2009 - M.A.
30 Temmuz 2009 - İsmi veya takma adı bilinmiyor. 
10 Ekim 2009 - İsmi veya takma adı bilinmiyor. 

‘Bu nefret mi, sadistlik mi, bilmiyorum’ 
‘Otopark parası’ adı altında haraç için satırlandı. Kaçırılıp ‘temizlenmek’ istendi, zor kurtuldu. Karakolda kaale alınmayınca sabaha kadar kapısında ağladı, hakkını savunmaya kalkışınca cezaevindeki travesti koğuşunu boyladı. Özlem’le mesai öncesi kuaförde buluştuk

1977’de esnaf bir baba ile ev kadını bir annenin oğlu olarak İstanbul’da dünyaya gelen Özlem’in hayatı, ergenlik çağında cinsel kimliği ailesi tarafından anlaşılınca, katıksız bir şiddet hikâyesine dönüştü. İlköğretim mezunu oğlunu konfeksiyon atölyesinde işe yerleştiren babası, bir kahvehane sohbetinde mahalle eşrafından duydukları karşısında sadece masayı devirmekle yetinmemiş, derhal gecekondularını satılığa çıkararak başka bir semte taşınmıştı. Kısık ses ve yayık ağızlarla yapılan imaların öznesi biricik oğlu, ona yapılabilecek en kötü şeyi yapmış, bir ‘ibne’ olmuştu. Onun, babasının korkusuyla evden kaçmasının ardından Özlem takma adıyla geçirdiği 10 sene, Türkiye’de travesti olmanın en yalın öyküsü... 

* Artık klasikleşmiş bir soruyla başlasak...
Olur tabii, nasıl düştüm güzelce anlatayım. (Gülüyor) 1998’de eşcinsel olduğum ailem tarafından fark edilince, babamın korkusundan evden kaçtım. Bir süre arkadaşlarımın yanında kaldım. Ancak bu şekilde uzun süre idare edemedim. Kendi evime çıkmam ya da en azından yanında kaldığım kişilere destek olmam lazımdı. Ailemle yaşarken bir konfeksiyon atölyesinde ütücülük yapıyordum. Bu evden kaçma, saklanma olayları olunca işime de gidemedim. Mecbur kaldım. Karnımı doyurmak zorundayım. Yalnız bir travestiysen, başka hiçbir şansın yok, fuhuşa atıyorsun kendini. Babamı o zamandan beri görmedim, annem ve kardeşlerimle bazen görüşüyoruz. 

* Görüştüğümüz bir diğer travesti, bize travestilere sorulması gereken ilk sorunun şiddet olduğundan bahsetmişti...
Evet, anılarım içinde en çok yer kaplayan konu şiddet. Sokaklarda, ailemizin evinde, kendi evimizde, müşterinin evinde, bakkalda, alışverişte şiddete uğruyoruz. Artık nerede, ne zaman şiddete uğramıştım, ben de karıştırıyorum. En son iki ay önce haraç vermediğim için maruz kaldığım saldırı olayı var. Taksim’de bir gay kulüpte konsomatrislik yapıyordum. O civarda travestilerden haraç toplamaya başlayan bir çetenin varlığını biliyordum. Ama ne yapabilirim ki, işe gitmek zorundayım. Bir gece mekânın önünde sigara içiyordum. Yasa çıktı ya! Başkaları etkilenmesin diye artık içeride sigara içemiyoruz. Ama beni sokakta satırla dilim dilim kessinler, kimsenin umurunda değil. Kapının önüne çıkar çıkmaz, altı-yedi kişilik bir grup geldi. “Otopark parası vereceksin” dediler. Ben de arabam olmadığını, niye otopark parası vereceğimi sordum. Sopa ve satırlarla saldırdılar, öldüresiye dövdüler. Bir süre baygınlık geçirmişim, kendime geldiğimde sokakta yatıyordum. Kan revan içinde tek başıma karakola gittim. İlgilenmediler, şikâyetimden vazgeçirmeye çalıştılar. Karakoldan sonra yine tek başıma Taksim İlkyardım’ın aciline gittim. Kafam birçok yerden yarılmıştı, kollarım ve baldırlarım mosmor olmuştu. Bir ay yataktan kalkamadım. 

* Bu çete Taksim’de ne kadardır faaliyet gösteriyor? 
Bildiğim kadarıyla bir yılı geçkin bir süredir haraç topluyorlar. Karşı çıkanları bana yaptıkları gibi döverek yıldırmaya çalışıyorlar. Aynı grup haraç vermeyen bir arkadaşımın yüzünü jiletle bozdu. O da şikâyetçi oldu ancak baskı yaptılar, vazgeçirdiler. 

* Şikâyetinizi geri almadığınız için korkmuyor musunuz?
Neden korkmayayım? Sonuçta arkadaşlarımın yaşadıkları ortada. Ayrıca Taksim’de yaşanan faili meçhul travesti cinayetleri var. Kendi başıma tedbir almaya çalışıyorum. Avrupa yakasında işe çıkmıyorum. Hatta mecbur kalmadıkça karşıya adımımı dahi atmıyorum. 
l Şikâyetinizin gereğinin yapılmadığını söylediniz. Bu durum travestiler için genel bir sorun sanırım.
Gerçekten kaç kere saldırıya uğradım, sayısını bilmiyorum. Her defasında şikâyetçi oldum ama sonuç alamadım. Bir defasında Harbiye’de bindiğim bir arabada beni kaçırmaya çalıştılar. Gece 01.00 gibiydi. İki kişiydiler; normalde binmemem lazım ama kibar görünüşlerine aldandım. Biri arkada oturuyordu, ön koltuk boştu. Daha arabaya biner binmez, arkada tek oturan kişi ağzımı kapattı, şoför koltuğunda olansa bir yumruk sallayıp gaza bastı. Bu şekilde debelene debelene Atatürk Bulvarı üzerindeki polis merkezinin oradaki ışıklara kadar geldik. Öndeki arabalar kırmızı ışıkta durduğu için bunlar da durmak zorunda kaldı. O sırada ön camı tekmelemeye başladım. Cam kırılınca polisler silahlarını çekip etrafımızı sardılar. Kendimi dışarı atıp “Beni kaçırıyorlar” dedim. Bizi karakola aldılar. Şikâyetçi olduğumu söyledim ve adamları hâkimin karşısına çıkarmaları için direttim. Beni kaale almayıp adamları serbest bıraktılar. Sinirimden gün ağarana kadar karakolun önünde ağladım. Sabah Lambda İstanbul’dan avukat geldi. Şikâyeti yineledik ama hâlâ bir sonuç yok.

* Arabadan kaçmayı başaramasaydınız, iş nereye varırdı?
Kurtulduğum için kendimi şanslı görüyorum. Diğer taraftan sadece arabada yaşadığım olay bile bana yetti. “Çantamı alın, telefonumu alın, beni bırakın” diye yalvardım. Amaçları gasp değildi. Bir yandan yumrukluyorlardı, bir yandan “Şansın yok, şerefsiz ibne, geberteceğiz seni” diye küfürler savuruyorlardı. Seks veya gasp maksatlı olsa bu kadar şiddet uygulamaz. Bu nefret mi, sadistlik mi, bilmiyorum. 

* Seks işçiliği yapan bir travestinin meslek hayatı ne kadar sürer?
Eğer başına kötü bir olay gelmezse güzelliğin geçene, elden ayaktan düşene kadar çalışırsın. Ama bu işte kendi isteğiyle çalışmayı bırakan azdır. Bir yerlerde belanı bulursun. Az evvel anlattığım jiletle yüzü bozulan arkadaşım mesela. Daha 30 yaşına bile gelmedi ama çalışamıyor. Kimse suratında kocaman faça olan bir travestiyi s..mez. Bu arkadaşın kazandığı para, masraflarını karşılamaya yetmez. Aç kalır. 

* Hiç sigortanız oldu mu?
Daha önce normal bir işte çalışırken üç ay için olmuştu. Fahişeliğe başladığımdan beri sigortam yok. Yaralanma, bıçaklanma gibi acil bir durum olmadıkça doktora gitmiyorum.

* Şiddetle bu kadar iç içe bir iş yaptığınıza göre, kendi tedbirlerinizi aldınız mı? 
Caddede çalışırken, çarka çıkarken belli arabalara binmiyorum. Bu arabaları herkes tanır, niyetleri ortadadır. En iyi ihtimalle gaspa uğrarsınız. Esas, eküri olarak çarka çıkıyorum. Yani iki kişi çalışıyoruz. Müşteriye “Arkadaşım da gelecek” diyorsunuz, sırayla bir onun müşterisine, bir senin müşterine gidiyorsunuz. En caydırıcı tedbir bu sanırım. 

* Yanınızda herhangi bir savunma silahı taşımıyor musunuz?
Eskiden sprey taşıyordum. Bu da çözüm değil. Şimdi her an polis üstümüzü arıyor. Gündüz vakti üzerinizde hiçbir şey olmamasına rağmen, çevreyi rahatsız etmekten, trafiği engellemekten ceza kesiyorlar. Bir de üzerimizde bir şey bulsalar, ipe götürürler. Polise mukavemet denilen bir kanun var. Ben bu nedenle hiçbir suçum yokken bir yıl cezaevinde kaldım. Bir arkadaşıma Merter’de araba çarpmıştı. Onu hastaneye götürmeye çalışıyorduk, polis bizi gözaltına almaya uğraşıyordu. Karşı çıktım, mahkemeye çıkardılar, ceza aldım.

* Cezaevinde neler yaşadınız?
Kartal Cezaevi’nde yattım. Burada travestiler, diğer mahkûmlardan ayrı tutuluyor. Kendi koğuşumuz vardı. Havalandırma ve ziyaret saatlerimiz ayrıydı. O nedenle herhangi bir olumsuzluk yaşamadım. Ancak travestiler de birbirinden çok farklı suçlardan orada bulunuyor. Bence üç kişiyi doğramış bir mahkûmla benim gibi polise mukavemet gibi izafi bir suçtan yatan insanların sadece travesti diye bir arada tutulması doğru değil. Bu karışıklık bir ağalık olayı doğuruyor. Adamın müebbet cezası var, kimseden korkusu kalmamış. Yeni gelenlere eziyet ediyor, parasını alıyor. 

* İzmir ve Ankara’dan sonra İstanbul’da da uygulamaya geçen, basında ‘bonus uygulaması’ olarak bilinen Emniyet’teki yeni sistemin size etkisi oldu mu?
Artık sokaklarda fazla çalışmıyorum. Müşterilerle internet üzerinden randevulaşıyorum. Dolayısıyla polisle fazla işim olmuyor. Buna rağmen iki ayda, sadece yolda yürürken yediğim ceza sayısı 10’a ulaştı. Hepsi çantamda duruyor, bunları ödemek için daha fazla çalışmam lazım. Artık bir müşteriye kendim için, bir müşteriye bonus cezaları için gidiyorum. Mesela her gece caddede çarka çıktığımı düşün, kesinlikle her gece en az bir ceza yiyeceğim. Caddede sana gece 23.00’te mi ceza kestiler, gece yarısını geçince tekrar geliyorlar, ertesi gün olduğu için yeni bir ceza kesiyorlar. Bu durumda ne yapacak bu insanlar? Daha fazla müşteri bulacak. 

* Bu cezaların gerekçeleri ne?
En bilindik sebep, trafiği tehlikeye düşürmek. Normal vatandaş da kaldırımda yürürken sadece bize ceza kesiliyor. Burada bir ayrımcılık var.

* Bir gelecek planınız var mı? Ne kadar daha çalışacaksınız?
Bilmiyorum. Huzuru bulduğum zaman bırakmak istiyorum. Maddi ve manevi kuvvetli olduğum zaman, yani gelecekle ilgili kendimi güvende hissettiğimde çekerim elimi ayağımı. Elimden geldiğince birikim yapmaya çalışıyorum. Sonuçta damlaya damlaya göl olur. 

* Babanızla bir araya gelmeyi düşünüyor musunuz?
Sonuçta o benim babam, tabii ki bir araya gelmek isterim. Ama hakaret ve şiddet görmek için değil. Karşılıklı oturup sohbet etmeyi, geçmişe bakmayı isterim. Bunlar mümkün değil. Herhalde o hikâye bitti.

Bursa Travestileri\\\'ne Para Cezası

Bursa Travestileri\\\

Bursa'da TIR parkında, kadınlara ve travestilere zorla fuhuş yaptırdıkları öne sürülen 2'si kadın 19 kişi, polisin operasyonuyla gözaltına alındı.Bursa Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi Ahlak Bürosu ekipleri,Bursa Travestileri Bursa- Balıkesir Çevreyolu üzerindeki TIR parkında, fuhuş yaptırıldığı ihbarını aldı. Bunun üzerinde savcılıktan izin alan Ahlak Bürosu ekipleri, şüphelileri takibe aldı. Yapılan araştırma sonunda A.P.'nin liderliğini yaptığı çetenin, kadınlara ve travestilere burada silah zoruyla fuhuş yaptırdıklarını tespit etti. Yapılan sorgulamalarda, şüphelilerin, fuhuş yaptırdıkları kişilere sayılı prezervatif verdikleri, kaç kere ilişkiye girildiğini öğrenip buna göre para aldıkları ortaya çıktı. Polis, bazılarının da eşlerini fuhuşa sürüklediğini ortaya çıkardı. Operasyon başlatan polis, geçen cuma akşamı aralarında 2 kadının bulunduğu toplam 19 kişiyi gözaltına aldı. Zanlıların ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda, yaralama olaylarına karıştıkları 1 pompalı tüfek, uyuşturucu madde ve 26 bin TL tutarında sahte para ve kaçak sigara ele geçirildi. Sorgulamaları tamamlanan 19 kişi bugün adliyeye sevk edildi. - 

Travesti Cinayeti Detayları

Travesti Cinayeti Detayları

İddianamede, Necat Y.’nin, Bülent Erden’i boğarak öldürdükten sonra halıya sararak bazanın içine sakladığı, 10 gün süreyle evde yaşamaya devam ettiği ve evi Erden’in travesti arkadaşlarına kiraya vererek parasını aldığı belirtildi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, maktul Bülent Erden’in (40) ikametinde erkeklerle ilişkiye girerek ekonomik kazanç elde ettiği, Necat Y.’nin (20) internet ortamında bulduğu telefon ile Erden ile irtibat kurduğu belirtildi.

BOĞAZINI SIKARAK ÖLDÜRDÜ

İkilinin Erden’e ait evde 8 Ocak 2015 tarihinde buluştuğu belirtilen iddianamede, “Bülent Erden, zaman zaman erkeklerle birlikte olmak için evini kiralayan travesti arkadaşlarına, para karşılığı birlikte olduğu Necat Y.’yi sevgilisi olarak tanıttı. Arkadaşları evden gittikten sonra ilişkiye girdiler. Ancak daha sonra aralarında tartışma çıktı. Necat Y., Bülent Erden’i boğazını sıkarak öldürdü. Necat Y., cesedi daha kolay taşıyabilmek için ellerini önden plastik kelepçeyle bağladı. Daha sonra halıya sardığı cesedi, etrafını koli bandıyla bantladıktan sonra odadaki bazanın içine koydu, parfüm sıktığı odanın kapısını kilitledi” denildi.

EVİ KİRAYA VERİP PARASINI ALDI

Necat Y’nin öldürdüğü Bülent Erden’in yerine evi travesti olan arkadaşlarına kiraya vermeye devam ederek parasını aldığı bilgisine yer verilen iddianamede, “Erden’in travesti arkadaşlarına maktulün ağabeyinin trafik kazasında öldüğünü, bu nedenle Konya’ya gittiğini söyledi. Dairesini de kendisine emanet ettiği yalanını uydurarak onlara kiraya verdi ve parasını kendisi aldı. Cesedin kokması ve yakalanma korkusuyla 17 Ocak tarihinde evden ayrılarak Ankara’ya, oradan da memleketi Niğde’ye geçti” ifadelerine yer verildi.

ABLASI MERAK EDİNCE GERÇEK ORTAYA ÇIKTI

Bülent Erden’in şehir dışında yaşayan ablası A. A.’nın 10 gün süre ile kardeşinden haberalmaması üzerine İstanbul’da yaşayan akrabalarını kardeşinin evine yolladığı belirtilen iddianamede, “18 Ocak 2015 tarihinde durumu polise ihbar ettiler. Polisle birlikte eve gittiler. Çilingirin açtığı kapıdan giren polis kilitli oda dışında her yeri aradı. Bir şey bulamayan polis evden çıktı. Polisle birlikte eve giden akrabaları kilitli kapıyı tekmeleyerek açtı. Odada yoğun bir koku ve sineklerle karşılaştı. Bazayı kaldırınca Bülent Erden’in halıya 

sarılı cesedini buldular ve apartmandan çıkmakta olan polislere haber verdiler” denildi.

Bunun üzerine başlatılan soruşturma kapsamında Necat Y.’nin 23 Ocak tarihinde Niğde’de yakalandığı hatırlatılan iddianamede, “Necat Y, savcılık ifadesinde olay günü ilişkiye girmek için Bülent Erden’in evine gittiğini, ilişkiye girdikten sonra Bülent Erden’in kendisiyle ilişkiye girmek istediğini, kabul etmediği halde ısrar ettiğini, bu nedenle tartışmaya başladıklarını, kaçamadığını, girdiği şok içerisinde ne yaptığını bilemeyerek Bülent Erden’in boğazını sıktığı yönünde ifade verdi” denildi. İddianamede, tutuklu sanık Necat Y. hakkında “Kasten adam öldürme” suçundan müebbet hapis cezası istendi.

 

Travesti Haber

Travesti Haber

Dünyadaki en büyük sıkıntılardan birisi olan kıskançlık ve bununla beraber çoğunluğun oluşturduğu öznel doğruların evrensel olduğu sanılışı ile birlikte ortaya çıkan {travesti}bayanlar kötüdür anlayışı bu bayanları yalnızlığa itme, toplumdan çekinme ve bunun gibi şeylerin ortasında bıraktı diyebiliriz. Durum böyle olunca bu bayanlar zor durumda kalmış ve yapılacak en mantıklı kararı alıp çağa ayak uydurmuşlardır.
Peki neden travesti bir bayanla görüşmek isteyesiniz ? Diye bir soru sorarsak ve cevabı size verirsek nasıl olur ?

Bir travesti bayan duygusallık yüklüdür. Yıllardır beraberlerinde taşıdıkları zorlukların hayat zordur durumuna ek olması onların farklılıkları yüzünden adil bir durum değildir. Yalnızlığın ne olduğunu ve toplumdan dışlanmanın ne olduğunu özellikle ülkemizde iyi bilen bu {travesti}partnerlerini memnun etmek için herkesten daha çok çaba sarfedip daha çok uğraşırlar. İşte bu yüzden özellikle bu yüzden bir travesti bayan en iyi seks arkadaşınızdır.

Bir travesti bayanın kişiliği karakteri sağlamdır delikanlı kızların ne kadar afet olduğunu bildiğiniz gibi bu bayanlar da sizler için mükemmel birer seçeneklerdir. Hayatınızdaki önemli duraklardan birisi haline gelebilecek bu bayanlar sizlerin ne kadar mükemmel bir deneyim yaşadığını sizden çok önemserler ve bunun mükemmele yakın olması için ellerinden geleni yaparak sizde çifte mükemmellik sunarlar. Özellikle bu bayanlar vücutlarına herkesten çok dikkat ederler ve vücutlarının güzelliğine çok takık olduklarından birer taş konumundadırlar. Siz de bu mükemmelliklere tanık olmuş olmalısınız ki sitemiz bu güzelliklerle doludur. bayan her şeyden çok sizinle ilgilenirler. Çünkü bunu severek yaparlar. Her ne kadar toplumdan dışlansalar da kırılıp ezilseler de içlerinde her zaman duygusal ve iyilik barındırıp bunu özellikle erotik gecelerinizde sizlere açarlar. Tonlarca para döktüğünüz şımarık escortların sizlere verdiği her şeyi bu bayanlar kat ve kat daha ucuza verirler. Çünkü söz konusu bu bayanlar olduktan sonra gerisi basit bir oyundan ibarettir. Sadece bu bayanlar size istediğiniz şeyin daha fazlasını verebilirler.

Eğer ankara travesti ve istanbul travesti noktalarından mükemmelliğe şahit olmak isterseniz buna çok yakın olduğunuzu unutmayın.

Travesti Linkler

Travesti mi Dediniz ?

Travesti mi Dediniz ?

Eee devam edelim şehir şehir bakıyorum başka hangi şaehir var.Aa Bursa’yı nasıl unurutum ben ya.Çok pardon ( gülüyorum burda çaktırmayın).Bursa travestileri sizleri seviyorum,seviyorum sizleri yuppi.Bursa travestiler mi demeyin işte güzel arkadaşlarımız,Hepsi birbirinden uçuk kaçık sahi sizler nasıl yürüyosunuz yolda ya,biz bursa çocuğuyuz her yerde yürürüz havasıylamı takılıyorsunuz anlamadım gitti.Önemli olan insan gibi kabul görüp yürümek.Neyse bırakalım Bursada kitravestiarkadaşlarımızda başka başka şehirlere geçelim mesela hangi şehirle devam etsem diye düşünüyorum.Aaa buldum tamam..
Şöyle biraz daha uzağa gidelim günaydoğu anadolu tarafına.Ve tabikide Adana travestileri; ee adana travestiler deyince neler aklımıza geliyor düşünüyorum düşünüyorum adana travesti! Ahh buldum iyiler hoşlar güzeller..bu kadar kısa süreceğini bilmiyordum.
Şimdi sırada hangi il var şöyle bi bakalım ankara travestileri olabilirmi.Ohh turistin bol olduğu antalya travestiler olarak tursite hizmet son gaz devam.Antalya travesti yoğunluğun olduğu bir şehir ne varki şehir de travestilere oldukca saygı yok..Ama yaz sezonu için böyle diyemeyiz tabikide.Ben bi kaç kere gittim Antalya ya her gittiğimdede muhakkak bi travesti gördüm hiç belli etmiyolar desem yeridir.Antalya travestileri genellikle yolda geceleri çalışıyolar.İnternet üzerinden çalışan pek çok travesti yok.Bu yaz gelsin tekrar bi Antalya yapmayı düşünüyorum.Neyse Antalya yı ve istanbul travestileri ni kendileri ile başbaşa bırakıyorum bol şans diliyorum.Ve başka bir şehire geçiyorum..
Hımm birazda Karadenize gidelim mi o güzel karadaenizin güzel şehri istanbul travestileri hakkında bilgi edinelimmi.Samsun travestileri bana göre o kadar güzel o kadar alımlı ki inanmıyorum bir tanesini yakından gördüm olay.Kendi kendime bu ne ya dedim,hey maşallah.Düşünüyorumda Samsun ne alaka,ama makalemizin başındada söylediğim gibi artık travestiler ve travesti sevenler her yerde var.Bunun samsunu diyarbakırı vanı kalmadı.AA aklıma geldi hakkaridede travesti varmı.Makalemi okuyan biri olursa bana mail atsın olup olmadığını bilen biri.Ay geçelim samsun travesti güzellerinee..Siz niye bu kadar güzelsiniz söyleyin bakalımi,muhakkak bu güzelliğin bir sırrı olmalı değilmi.Bakın o güzelliği boşa harcamayın samsunluları o kadar üzmeyin güzelliğinizlee.Sizlere hayranım bunu bilmenizi isterim..Sizede elveda dedikten sonra başka bişehre geçelim artık.
Piştt izmir travestileri hey ordamısınız,hemşehrilerim nasılsınız.Biliyomusunuz bende izmitliyim avrupa kenti Kocaeli.EE şehir avrupa kenti olunca Kocaeli travestileri de ister istemez avrupai oluyolar.Kocaeli travesti eşittir Avrupai travesti..Ahh o şehirde travesti olmak herallde heralldeee dedirtityor adama..Ama son zamanlarda kocaeli travestileri arkadaşları maalesef zor günler geçiriyor,Artık emniyet ve ahlak iyice sıkıştırıyor arkadaşlarımız nerdeyse artık hiç çalışamayacak durumdalar.İyide ahlak neden bir travesti evini basıyor,sonuçta zine artık suç değil heleki travesti kanunu diye birşey yok.Bence bu tamamen mahalle baskısı dedikleri şey.Sanırsam izmitte travesti istemiyolar.Oysaki ne kadarda avrupai ne kadarda olgun benim memleketimin insanları,neden böyle yapıyolar anlamıyorum.

Travesti Hakkında

Travesti Hakkında

"Herkes bizi dışlayarak kendisini daha çok normal hissetmiş oluyor. Ben kendimi her şeye yabancı gibi hissediyorum. Sanki dünya benim dışımda dönüyor. Kimsenin bana bakmadığını hissederek yaşamayı çok özledim. Bazen erkek kılığına girip yeniden rahatça dolaşmak istiyorum." Bu sözler dışlanmışlığı yaşamının her alanında hisseden bir travestiye ait. Bir travesti olarak, tıpkı diğer travesti ve transseksüeller gibi, kendi seçtiği cinsel kimlikle çalışma yaşamından, sokaktan, -birkaç parti ve örgüt dışında- siyasetten, sosyal yaşamdan dışlanıyor. Televizyon kanallarında eğlence sektörünün sıradan bir parçasıymışçasına normal karşılanan, ama sokakta görmeye, mahallemizi, bakkalımızı paylaşmaya tahammül edemediğimiz eşçinsel, travesti ve transseksüellerin yaşadığı şiddet uzun süredir gündemde. Travesti ve transseksüellere yönelik sopalı, satırlı, bıçaklı saldırıları, ev baskınları 2006 Nisan'ının 'Eryaman Olayları'nın ardından Ankara'nın farklı semtlerinde tekrarlanmaya devam ediyor.
Saldırıların hız kesmediği bir dönemde, raflara tekrar kurulan bir çalışma, bizi on yıl öncesine, duyunca 'hatırlar gibi' olacağımız bir 'temizlik operasyonun' merkez üssüne, Ülker Sokak'a götürüyor. Pınar Selek, ilk baskısını 2001'de yapan çalışması Maskeler Süvariler Gacılar ile akıllarda, en çok kaldırımların boyanmasıyla kalan Habitat II zirvesi için İstanbul'un tüm 'pisliklerinin' halının altına süpürüldüğü günlere geri çağırıyor bizi. Sokak köpeklerinin ortadan kaldırıldığı, sokak çocuklarının 'ayak altında' dolaşmasının önlendiği günlere... İstanbul'un Cihangir semtinde, yetmişten fazla travesti ve transseksüelin yaşadığı Ülker Sokak da Beyoğlu'ndaki temizlik operasyonundan nasibini alan bölgelerindendi. Selek, 1996 yılında Ülker Sokak'ta yaşananları 'mahallede sakinleri', dönemin Beyoğlu Ekipler Amiri Başkomiser Süleyman Ulusoy, nam-ı diğer 'Hortum Süleyman', polis ve civardaki ülkücü gençlerle işbirliği halinde sokağın girişine kurduğu Türk bayraklı masasıyla 'huzur ve namus' bekçiliği görevini üstlenen Güngör abla ve sokaktan kovulan travesti ve transseksüeller ile yaptığı mülakatlarla sunuyor okuyucuya. Pınar Selek'in bir altkültürün dışlanma mekânı olarak tanımladığı Ülker Sokak'ın, geleneksel mahalle/sokak kültüründen hayli uzakta yaşayan sakinleri, olaylarla ilgili konuşurken, bir soruya, farkında olmadan aynı yanıtı veriyor. Sokağın sakinleri temizlik operasyonundaki tavırlarına tezat bir biçimde, 'en çok haksızlık karşısında öfke duyduklarını' söylüyor! 
Yerleşmiş ataerkil değerler
Pınar Selek, (operasyon öncesinde) Türkiye'deki travesti ve transseksüellerin en önemli ortak mekânlarından biri olarak tanımladığı Ülker Sokak'ta yaşananları anlamanın yolunun 'hoşa gitmeyen görüntü ve davranış biçimleri, sokağın fuhuş merkezine dönmesi' gibi gerekçelerin çok daha derininde olduğuna dikkat çekiyor. Kentlerin 'dönüştürülürken' hangi hesapların masaya yatırıldığını, 'rant' sağlamaya giden yolun, yerleşmiş ataerkil değerlerin de yardımıyla nasıl döşendiğini, altkültür öğelerinden kurtulmanın bazen nasıl da 'namus'undan 'bayrağı'na,'kutsal' değerlere dört elle sarılarak sağlandığını, Ülker Sokak örneğiyle bir kez daha düşündürüyor, Selek. 
Maskeler Süvariler Gacılar, Ülker Sokak'taki olayların tarihsel ve toplumsal bir bütünlüğün parçası olduğundan hareketle, ataerkillik, dışlama, eşcinsellik altkültürü, travesti ve transseksüel kimlikleri, eşcinsel mücadele tarihi, Türkiye'de eşcinsellik, travestilik ve transseksüellik üzerine sunduğu okumanın ardından, okuyucuyu 'sokağa' getiriyor. Abanoz'dan Pürtelaş'a buradan da Ülker Sokak'a sürülen travesti ve transseksüellerin Cihangir'deki son duraklarından da ayrılma öyküsünü, hem dışlayanların hem de dışlananların ağzından ayrı ayrı anlatıyor. 
Pınar Selek'in kitabı, travesti ve transseksüellerin kendi ağızlarından travestiliği-transseksüelliği anlatmaları, yaşadıkları sorunların, verdikleri mücadelenin farklılıklarına göz atmak açısından da önem taşıyor. Maskeler Süvariler Gacılar, hayal ettiği gibi olmanın bedelini her an ödemek zorunda bırakılanların öyküsünü ve 'unutulan' bir dışlanma anısını tekrar hatırlamak için iyi bir fırsat. 

Travesti Olmak Suç

Travesti Olmak Suç

 

Bu ülkede travesti olmak suç. Bu ülkede biyolojik cinsiyetini, yani bedenini, toplumsal cinsiyete aykırı kullanmak suç. Yani kendi bedeninden kendi yapına uygun tasarruf edemiyorsun. Heteroseksist, erkek egemen cinsiyetçi devlet belirliyor senin nasıl yaşayacağını. Eğer onun istediği gibi yaşamazsan, öldürüldüğün zaman, devlet mercileri seni suçlu buluyor. Öldürülüyorsun ama karşı taraf sen travesti olduğun için, transseksüel olduğun için, eşcinsel olduğun için ceza almıyor, sadece insan öldürmenin cezasını alıyor. Nefret cinayetleri kapsamına alınmıyorsun bedeninin heteroseksist zihniyete göre kullanmadığın için. Bu ne demek oluyor; eşcinsellerden, travestilerden, transseksüellerden nefret edebilirsiniz. Onlar lanetlenmiş yaratıklardır, öldürülmeyi hak ediyorlar. Öldürürseniz herhangi bir şekilde, nefret suçu işlememiş olacaksınız ve ekstradan ceza almayacaksınız.

 

Oysa bir insan, dilinden, dininden, ırkından, renginden, milliyetinden, cinsiyetinden, vesairesinden dolayı öldürülürse, nefret suçları kapsamında katillere ağırlaştırılmış hapis cezası veriliyor ama buna eşcinseller, transseksüeller, travestiler dahil değil. Neden; çünkü devlet onları insan yerine koymuyor. İnsan olmanın belli kıstasları var tabi heteroseksist zihniyete göre. Erkek egemen yapıya, heteroseksizme uygun olacaksın. Milliyetçiliğinden cinsiyetçiliğine kadar da tüm unsurlar heteroseksizmin hizmetinde zaten.

 

Batı'da tam tersi işliyor adalet sistemi, insanlık sistemi. İnsana, insan olduğu için değer veriliyor; egemen yapnın standartlarına uyduğun için değil. Bir bakıma heteroseksist toplumların ayrımcılık olmazsa olmazı. Eşitlik, özgürlük, demokrasi diyorlar ya, sadece kendi yapılarına uygun bir demokrasiden bahsediyorlar, sadece kendi çıkarlarına uygun bir insanlıktan bahsediyorlar.

 

Bir travesti öldürüldüğü için katili hak ettiği cezayı almadı. Soruyorum devlete, millete ve bu ülkede yaşayan herkese: Ne düşünüyorsunuz, umrunuzda mı? Hiç yüreğiniz sızladı mı bir insan heteroseksist sistemin bir parçası olmadığı için? Boğazınızdan da lokma çok rahat geçecek, başınızı da yastığa çok rahat koyup uyuyacaksınız. Çünkü siz de heteroseksistsiniz!

 

Bu adaletsiz karar ne gazete manşetlerine, ne de televizyon haberlerine yansıyacak. Çünkü bir travestinin öldürülmesi size dokunmayacak. Peki bütün LGBTİ'lerin kökü kazınsa, kazınmaz da, çünkü LGBTİ'ler heteroseksüel ilişkilerden doğuyor ve üremeyi sağlayan genle eşcinsellik geni aynı, kazınsa sadece o günün haberi olurlar değil mi? Ertesi gün gene heteroseksist heteroseksist yaşar gidersiniz. Bir canlının doğuştan getirdiği yaşama hakkı, heteroseksist kültürlerin iktidar olma mücadelesi kadar önem taşıyamaz. Sadece yazık diyorum bu insanlığa. Zaten anlamayacak dünyaya da ne anlatsan boş.

 

İstanbul Avcılar Meis Sitesi sakinlerinden Seda isimli travesti  nefret cinayetine kurban gitmesine rağmen, katili haksız tahrik indirimden faydalanarak 15 yıl hapis cezası aldı. Katil var olan ceza infaz sistemine göre de sadece 8 yıl hapis yatacak. Tahrik indiriminin gerekçesi, nefret cinayetine kurban giden Seda'nın travesti olması ve de katile (sözde) ilişki teklif etmesi. Nerden biliyoruz ilişki teklif ettiğini? Bütün travesti, transseksüel, eşcinsel, nedense katillere hep ilişki teklif ediyor. Oysa benim bildiğim erkek egemen olan bu ülkede ilişki hep erkeklerden ve erkek geçinenler tarafından teklif edilir. LGBTİ'ler korkarlar, çekinirler böyle bir şeye. Aklınız alıyor mu eşcinsellerin, transseksüellerin erkeklere ilişki teklif ettiğini diyeceğim ama insanlar çıkarına uygun neye inanmak istiyorlarsa ona inanıyorlar ne yazık ki?

 

Aslında ötekileştirilen kesimlere karşı olan önyargılar, adalet sisteminin yanlış kararlar almasını da pekiştiriyor. Zaten yasalarda eşcinsel, travesti diye bir şey yok. Hakim neye göre karar verecek ki? Geleneksel yapının ahlak anlayışına göre karar verecek önünde eşcinsellerle ilgili karar verebileceği bir mevzuat olmayınca. Eğer karar verici mekanizma da heteroseksistse, tabiki de travestiliği tahrik unsuru olarak değerlendirecektir.

 

Katil diyor ki, "Alkollüydüm, bana ilişki teklif edince kızgınlıkla darp ettim, öldürme niyetim yoktu." Bu iddiaya kargalar bile güler ama adalet sistemimiz, yargımız bu ifadeyi ciddiye alıyor ne yazık ki. Ölen zaten bir travesti değil mi, katil de zaten heteroseksizm tarafından, daha ne olsun?

 

Ve ne yazık ki Adli Tıp ölen travestinin tecavüze uğrayıp uğramadığı, ilişki yaşayıp yaşamadığını araştırmamış bile. Oysa bu ülkede şöyle bir gerçek var: Eşcinseller, travestiler, transseksüeller kendileriyle ilişkiye giren, eşcinselliğini kabul edememiş gizli eşcinseller tarafından öldürülmektedir. Devlet eşcinsel karşıtı olunca, heteroseksizm tarafında yer alanı savunuyor.

 

Travestiler üzerine kurulan bir hayal

Travestiler üzerine kurulan bir hayal

Travesti hakkında bu kadar cümleyi, sırf google siteleri benimsesin diye yapıyorum ya harbiden helal bana.

Düşününki koskocaman bir salondasınız.İçeriye istanbul travestileri, ankara travestileri, izmir travestileri, bursa travestileri, adana travestileri, kayseri travestileri, gaziantep travestileri, antalya travestileri, konya travestileri, diyarbakır travestileri, bolu travestileri, marmaris travestileri, bodrum travestileri giriyor.

Travesti Travestiler Hakkında

Travesti Travestiler Hakkında

TRAVESTİ İLANLARI

Çoğumuz bazen farklı şeyler bekleriz. Yönelimlerimiz farklıdır. Bu cinsel tercihler konusunda bile böyledir. Siz kızlardan ilgi gören popüler bir yakışıklı bir erkek olabilirsiniz, yada tam aksini düşünün. Karşınızdaki kişi ne yapsa siz mutlu olamazsınız. Çünkü yöneliminiz farklıdır. Erkeksinizdir ve bir erkekle birlikte olup ona dokunmak istersiniz. Bu tür farklı cinsel yönelimde olan kişiler için günümüzde bunu profosyonel ve gizlilik esasınca yönelimlerinizi doyuran kişiler vardır. Travestiler bu durumu artık aşmış kişilerdir. Sizin yıllarca etrafınızda kimseye söylemeye cesaret edemediğiniz gerçeklikleri günümüzde bu insanlar aşikar bir biçimde bu durumu utanıp farklı hissetmeden yaşayıp müdavimlerini mutlu etmektedirler. İnternette travesti ilanları diye yazdığınızda yaşadığınız ile göre çıkan arama sonuçlarında beğendiğiniz modeller ile gizlilik esasınca görüşmeler konuşmalar ve arkadaşlıklar edinebilirsiniz. Gerçekleştirmek istediğiniz arzularınızı beraber yaşamak için bundan daha alternatif ve kestirme bir yol yoktur. Düşünsenize, bir erkeğe gittiniz ve onu çok beğenip onunla beraber olmak istediğinizi söylediniz. Bunu başarmak ciddi bir cesaret işidir. Travestiler ise bu tür korkuları aşıp bir eşik atlamış kimselerdir. Farklı yönelimlerinizi heyecan ve meraklarınızı gidermek için bir travestinin kanatları altına sığınıp onunla dilediğiniz fantazileri saatlerce yaşayabilirsiniz.Özellikle istanbul travestileri verdiği hizmetler ile yerli ve yabancı arkadaşlıklar konusunda çok başarılı işler çıkarmaktadır.

TRAVESTİ

Hayatta farklı yönlerde beklediğiniz arzular vardır. Normal akış içinde sürüklenmek çok sıkıcı ve monoton gelir. Yıllarca aileniz ve çevreniz sizi belli bir sınır içinde kuşatma çabasında iken siz aslında doğuştan içinizde gelen farklılık ile tamamen çizgilerin dışında içinizde birşeyler ile yaşamaya gayret edip bastırdıklarınızla bir varolma çabası içinde güneş altın gündelik rollerinizi oynarsınız. Diyemezsiniz şu erkek ne kadar yakışıklı, benimle birlikte olsa diye... Ona erişmek zordur. İnsanların düşünceleri ile ördüğü toplumun parmaklıkları vardır. Siz o küçük delikler içinde nefes alma çabasında isteklerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlerken bu parmaklıkları aşmış olan travestilere yönelir ve travesti ilanları alanında dolanırsınız. Size yumuşak gelen kadın teninin aksine  istekleriniz, tamamen sert erkek teni üzerinde beklentileriniz aktif pasif travestiler yardımıyla gerçekleşebilir. Gizlilik de önemli bir konu olduğu için hayat akışı içinde en iyi alternatif izmir travestileri, istanbul travestileri, ankara travestileri gibi yaşadığınız ile göre arama yapmak kaydıyla yapacağınız taramalar sonucu yaşadığınız yerde cinsel ihtiyaçlarınızı giderecek kişilere ulaşmanın en kolay ve kestirme yolu travesti ilanları gibi siteleri taramak ile gerçekleşebilir.

TRAVESTİ RESİMLERİ

İnsanlar uzaktan dalgaya alsa bile travestiler ve farklı cinsel yönelimlere sahip insanlar toplumun göz ardı edilemeyecek herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Sizinle aynı cinsteki insanlar karşı cins fotoğraf ve videolarını izleyerek tatmin olurken siz travesti resimleri, travesti videolarını izleyerek kendinizi daha çok gerçekleştirmiş daha çok keyif almış hissedersiniz. Bu gerçekleştirmek istediğiniz hayal ve fantazilerinizin sanalda görünse bile gerçekte olan yaşantılarıdır. Travesti ilanlarındaki modeller hakkında karış karış bilgiler ararken onların sitelerinde yer alan travesti resimleri ve her karede hayal ettiğiniz detayların yansıması bile sizi yeterinden fazla tatmin eder boşaltır. Oral gibi isteklerinize bile cevap verecek denli sizde güzel etkiler bırakır. Yıllarca uzaktan uzağa gerçekleştirmeyi planladığınız size keyif veren fantaziler bazen size aslında bir telefon veya bir kaç tık ötede sizi beklemektedir. Travesti resimleri izleyerek içindeki hisleri tatmin etmeye çalışan çoğu insan kendileriyle birlikte olacak insanları bulabilmek için internet üzerinde travesti ilanları bırakmakta olup arayışlarına cevap verecek yakışıklı güzel erkekleri bir arayış içinde bekleyip onların kendilerine dokunup çılgınca sevişmeyi beklemektedir.

Travesti Arkadaşlık

İnsanların özgürleşip kendilerini gerçekleştirmeye en yakın olduğu bu günlerde farklı cinsel tercihler de gereken saygıyı görmese bile en azından gizli olarak takılan aktif ve pasif gay olan kişilere bir cesaret vermiştir. Travesti arkadaşlık siteleri sayesinde etrafında eşcinsel olduğunu söylemeye çekinen utanan kişiler internet üzerinde bu tür arkadaşlıklara rahatlıkla erişebilmektedir. Belki etrafınızda homo sexuel olduğunu söylemek sizi korkutabilir ancak internet üzerinde hatta facebook gibi sosyal sitelerde bile edeceğiniz partnerlik sayesinde alacağınız haz sizi daha rahat bir konuma getirecektir. İçinizde hissettiğiniz o farklı duygular ve kadınsılığı dışa vurmak sizi belki güç durumda bırabileceği için sizi korkutabilir ancak bunu partnerlik sitelerinde gizli olarak paylaşmanız sizi bir nebze de olsa daha güvenli hissettirecektir.

Haberlerde ve televizyonda travestiler üzerine kötü şeyler duysanız bile bunlar aslında tamamen ayırt edici çünkü bütün medya travesti ve travestiler üzerinde asılsız olan bir çok habere yer vermekde.Travestiler sakarya travestileri izmit travestileri ısparta travestileri bursa travestileri konya travestileri diyarbakır travestileri mersin travestileri üzerinedir.

Bütün bilinenlerin aksine tüm türkiyede istanbul travestileri, ankara travestileri, izmir travestileri, kayseri travestileri, gaziantep travestileri, mersin travestileri bütün, bu yazılanların üstüne büyük çalışmalar sonucu kendini türkiye topraklarında kabul ettirmek adına bu ülke topraklarında yaşayan travestiler bizlerin değimiyle erkek ve kadınlardan çok daha fazla mücadele içerindeler.

Travestiler

Travesti nedir ? Hepimizin vereceği cevap farklıdır kimimize göre travesti demek yeryüzünde lanetlenmiş insan demek.Kimimizede göre hayatın ve cinselliğimizin tek sebebi demek.Travestiler artık heryerde antalya travestileri, bursa travestileri, samsun travestileri, adana travestileri artık tüm türkiye üzerinde rahatlıkla dolaşabilmekdedirler. Travestilerin hayatı dşardan çok uçuk ve aşırı gibi görünse de kendi içlerinde aslınde pek öyle olmadığını söyleyebiliriz. Şehir şehir travesti ilanlarına artık tüm internet ve sosyal medya aracılığı ile rahatlıkla ulaşabiliyor ve istediğiniz cinsel arzuları beğendiğiniz partner ve modeller ile saatlerce bitmemesini dilediğiniz hazları doruksuzca yaşayabilirsiniz.

Travestilerin en özgür olduğu bugünlerde insanların açıkçası cinsel tercihlerinin de çok fazla göze batmadığını hatta eşcinsel olan kimselerin rahatça ortalıkta kendini yaşayabildiğini tüm çevremizde görebiliyoruz. İnsanların cinsel tercihlerinin kendi sosyal kimliğini ilgilendirmesi bakımından travesti arkadaşlıklarında giderek daha serbest bir hal aldığı herkesçe bilinen bir gerçektir. Başta ünlüler olmak üzere birçok kişi özgürce ten üzerinde arzularını gerçekleştirebilmektedir. Erkek tenine karşı olan ilginiz ve sizi çıldırtan arzularınız ile şevke gelerek netten dahi travestiler ile olan hayallerinizi gerçeğe dökme hayali sizi şevklendirip bir adım ötesine geçmek için sizi cesaretlendirecektir.

Travesti Sitesi

İnternette pek çok farklı tercihleri olan insan kendilerini tatmin etmeyi umarak işe ilk internet taramaları ile başlamaktadır. Bunu ise facebook gibi sosyal medya siteleri üzerinde sahte profiller ile kendilerini gizleyerek içlerindeki kaşıntı ve zevk hazzını bastırmak için bir arayış içine girmek olasıdır.  Travesti siteleri ise tecrübeli veya tecrübesiz olan eşcinselleri cesaretlendirmek için size doping etkisi sağlıyor.

Yıllarca yapmayı hayal ettiğiniz oral veya anal tecrübe etme merakınızı gidermenin başlangıç noktası travesti siteleri ile işe başlayıp arayışınızı tatmin etmek dahil sizi mutlu edecektir. Erkek tenine dokunmanın hayali bile sizi terletip, erkek organlarına karşı duyduğunuz ilginin hazzın ve zevkin doruklarına ulaşmak eminim sizin de istediğiniz birşeydir. Düşünsenize sert  kaslı ve damarlı bir erkeğin sizi tutup kendine doğru çekip sizi baştan çıkardığını... Yıllar boyunca kendinizi onun kollarında olmanın hayaliyle yaşadınızı biliyorum. Sizin oral yapmak doyasıya almak veya vermek istediğizi, nefes alıp verme ile derinlerde dolaşma isteğinizi sizler gibi sizin gibi olanlar da biliyorlar. Travesti sitesi deyince akla ilk gelen travesti-ilanlari.com gibi ilan siteleri eşcinsellerin partner aramak amaçlı kullandığı vazgeçilmesi mümkün olmayan siteler arasındadır.

Travesti Haberleri

Türkiye genelinde travestiler hakkında çıkan son güncel haberleri izlemek için çoğumuz haber sitelerini takip ederiz. Gazete ve mecmualarda yayınlanan travesti olayları ve travesti resimleri gündelik hayatta çoğumuzu etkiliyor. Genellikle kötü olarak bildiğimiz, alay ettiğimiz travestilerin hayatlarını peki bizler hiç sorguladık mı? Onların neler yaşadığını, nerden geldiklerini, niye böyle bir yaşantı içinde olduklarını düşünüp kendileriyle oturup iki lafın belini kırarak mı öğrendik yoksa kafamızda kemik fikirler ile mi önyargılara vardık. Onların neler hissetiğine dair bir kaç çıkan kötü haberin etkisinde belkide çoğunuz oh olsun bile demişsinizdir. Özellikle istanbul travestileri, ankara travestileri, bursa ve izmir travestilerinin yoğunca haberleri ile gündeme gelen illerimiz arasında olduğu herkesçe biliniyor. Travesti ilanları internet üzerinde yoğunca ilgi görerek bir çok eşcinselin ihtiyaçlarını giderirken birde basında çıkan haberler ile hedef haline geliyorlar. Eşcinsel olduğu için baskı gören insanlar hakkında çıkan travesti haberleri eşcinsel olan kişileri korkutmakla beraber kişileri duygusal olarak derinden etkilemektedir. Gerçi son dönemde sosyal özgürlüklerin artışı ile beraber eşcinsel arkadaşlıklarında ve gizli partner edinmelerinde daha yumuşak bir hava gözlenmesi kişileri mutlu ettiği de herkesçe biliniyor.

İstanbul Travestileri

Eşcinsel olan erkekler aktif ve pasif olarak ikiye ayrılıyor. Homosexuellerin en çok bulunduğu iller arasında ise başta istanbul, izmir, bursa, ankara gibi büyük illerimiz yer aldığı görülüyor. Aslında hiç akla gelmeyeceğini düşündüğünüz yerlerde dahi travestiler ile ilgili ciddi çok büyük potansiyeller var. Çünkü eskiden gizli takılan, hatta eşcinsel olduğu halde bir kadınla evlenip çoluk çocuğa karışan insanlar içlerindeki o erkeğe karşı ilgiyi yitirmemişerdir. Kendisini yıllarca bir erkekle düşünüp hayallerine erişemeyen günümüzde bulunan onlarca insan istanbul gibi büyük illerde hatta diğer şehirlerde kendilerine gerekli ve uygun olan partneri bulmakta çok zorlanmıyor. Travesti arkadaşlık ile hayal üstünde zevklerin doruğuna erişen insanlar bunu sosyal hayatlarında başaramıyor olsa da artık internet ve sosyal medya siteleri sayesinde istanbul travestileri, diyarbakır travestileri oldukça büyük bir cesaret gerektiren yaşantıya ulaşıp hayatlarında kendilerini gerçekleştirme fırsatını bulabilmektedir. Ayrıca çoğu erkek görünen ama aslında kadın hisseden pasif geylerin en büyük arzularından biri olan tek bir eş ile beraber kimsenin gözüne batmadan birşeyler yaşayabiliyor. Üstelik dışardan baktığınızda iri yarın erkek dediğiniz kimselerinde cinsel olarak farklı yönelimde bulunması artık toplumda kimseyi şaşırtmaması gereken bir durum olduğunu düşünüyor. Daha fazlasını yaşamak ve travesti arkadaşlık edinmek istiyorsan travesti ilanlarına bir bakıp bir partner edinip hayallerinizi gerçeğe dönüştürme kararı tamamen sizin elinizde olduğunu bilirsiniz.

Eskişehir Travestileri

Şuan Anadolu illeri arasında üniversiteleriyle dikkat çeken Eskişehir bugünlerde travesti ve diğer hizmetleri ile talep görüyor. Yaşantıların ve özgür yaşamın daha ileri noktalara taşındığı, kimsenin kimsenin hayatına karışmadığı, insanların hayatlarını dilediği gibi yaşadığı güzide şehirler arasında olması çektiği turist sayısıyla ile de daha manidar bir gerçeklik kazanıyor. Diğer illere göre travesti ilan ve arkadaşlık üzerinde sağladığı performans gerçekten partnerlik isteyenlere doruklarında hazlar veriyor. Diğer illerden eskişehir travestileri ile tanışmak üzere gelen hatta diğer illerden gelen telefon aramaları ciddi olarak bunu kanıtlıyor. Civar illerden gelen telefon ve partnerlik teklifleri şehirdeki sirkülasyonu artırıyor. Gizli takılan, gey olduğunu belli etmeyen aktif pasif kimseler içinse kalabalık ortasında kaybolma vazifesini sağladığından dolayı eskişehir travestileri en çok tercih edilen travestiler arasında yer alıyor. Sundukları hizmetler ise müdavimlerini tekrar tekrar kaçamaklara bu şekilde gizli kalmalarını sağlamaya yardım ediyor. Diğer yandan normal hayatlarına devam ederken yşadıkları gizli deneyimler ile kendilerini cinsel olarak gerçekleştirebilen bir çok insan eskişehir gibi büyük illerde aktif olarak yaşıyorlar. En azından kim ne der nasıl karşılar gibi bir dertleri bulunmuyor veya kim ne düşünür.Bunlara aldırmadan sadece içindekileri yaşayan insanları anlamak kendini normal olarak yaşayan insanlara farklı gelsede hazlar söz konusu olduğunda herkes kendi dünyası ve içindekini yaşamak için elinden geleni ardına koymuyor. Bu herkesin içinde olan birşey...İçinden geldiği gibi eskişehir travestileri de hayatlarını kendilerince yaşayarak hem mutlu olup hem mutlu ederek çift yönlü bir ilişkide hayatlarını sürdürüyorlar.

Travestilik

Genelde etrafımızda duyduğumuz zaman top, yuvarlak, yumuşak gibi rencide ediliyoruz ama insanlar karşı cinsi seçerken bizim farklı cinsi seçme isteğimizi pek normal karşılayamıyorlar. Tabii bunu aşırıya götüren aramızda olanlarda var. Açıkçası kimimiz için bu bir meslek halinde ilerliyor, kimimiz için ise yakışıklı birisiyle beraber olma hırsından kaynaklı bir şekilde bu hayatın içinde yaşıyoruz. Yarını değil bugünü düşünüyoruz. Yani hayat bizim için bir kelebek gibi bir güne bedel. İnsanlar dışardan baktığında o şımarık kahkahalarımızla yada farklı konuşmalarımız, hal hareketlerimiz ile bilse de açıkçası dışardan göründüğü kadar kolay değil. Düşünsenize daha doğarken benim aslan oğlum veya benim güzeller güzeli kraliçem diye büyütülüyorsunuz anne babanız tarafından. Kız iseniz size bebek alınıp pembeler ile giydiriliyorsunuz, erkek iseniz mavi veya diğer koyu renklere bürünüp hayatınız süper kahramanlar ve güçlü erkek bilinçaltının olduğu algılar ile kuşatılıyorsunuz. Peki o aslan oğlunuz bir gün bir erkeğe karşı cinsel istekler duyduğunda ise ailenin tüm kalıp düşünceleri parçalanacak hale geliyor. Kimisi bu rolü yıllarca sürdürüp eşcinsel olduğunu korku ve baskı dolayısıyla saklıyor, hatta kadın teni sevmemesine rağmen bir kadınla evleniyor, kimi ise biraz cesaret toplayıp eşcinsel bir birliktelik peşinde koşuyor

Cezavinde Travesti Var

Cezavinde Travesti Var

Türkiye’de görmüş oldukları maddi ve manevi baskılardan ve psikolojik şiddetten ötürü hayatlarına son vermeyi dahi düşünen LGBTİ bireylerin yaşantısından kesitlerin sunulduğu ve hayatın onların gözlerinden anlatıldığı ‘Voltaçark’ isimli kitap, dün 23. İstanbul LGBTİ Onur Haftası kapsamında düzenlenmiş olan ‘Duvarın Ardındakiler’ isimli panelde tanıtıldı. Kitaptan kesitlerden bahsedildiği bu panelde konuşulanlar ise, yürek burkacak derecede.   İşte o insanların hayatlarından birkaç bölüm…   Rosida Koyuncu’nun derlediği bu kitap, LGBTİ bireylerin cezaevlerinde tecrit edilmesini, çektikleri işkenceleri ve kendilerine yapılan kötü muameleleri, intihar girişimlerini ve bu tip birçok olayı konu ediniyor. O hikâyelerden birkaçı ise kısaca şu şekilde:     Hazal: Gardiyanlar ve mahkûmlar gelip, “Bize göğsünü aç! Bizi biraz eğlendir!” diyorlardı. Kartal E Tipi Cezaevi’nde arama adı altında çırılçıplak soyuldum. Sevkim Sinop Cezaevi’ne çıktı. Yanıma oturan askerler ve onbaşı beni sürekli elle taciz ediyordu. Kadın gardiyanlara, “Travestiyim.” deyince “Travesti nedir?” diye söylenip geri gittiler. Mahkûmların cezaevinde bir travesti olduğunu öğrenmelerini istemedikleri için revire çıkarmadılar.   Avşa: Giresun E Tipi İnfaz Kurumu’nda kalırken C. adında infaz koruma memurunun tecavüzüne maruz kaldım. Memur hapis cezasına çarptırıldı. Tokat’a gönderildim. Orada da peşimi bırakmadı. Yaşadıklarımı Tokat’takiler öğrenince baskılar sonucu Niğde’ye, sonra Gümüşhane’ye ve en son Bafra’ya sürüldüm. Beni Tokat’tan takip eden memurdan avukat görüşme odasında yediğim dayak sonucu bayıldım ve hücreye atıldım. İki ayda 20 kilo verdim.     Funda: Gardiyanlar bana bakıp “Kadın kılığındaki erkek bu mu” diye dalga geçiyorlar. Cezaevi müdürü, “Saçlarını keseceksin ki seni burada tutabileyim” dedi. Saçlarımı üç numaraya vurarak zorla kestiler. Erkek elbiseleri getirerek “Bunları giyeceksin” dediler. Psikolojik işkencelere katlanamaz duruma geldim. Defalarca intiharı denedim başaramadım.   Burçak: Trans kadınım. Hukuk mezunuyum. Bir dönem avukatlık yaptım. Cinsiyet kimliğim yüzünden hem adliyede hem çevrede psikolojik baskıya maruz kalıyordum. Türkiye’de büro açıp çekip çevirmek tek başına zor olduğu için 2001 yılında mesleği bırakıp seks işçiliği yapmaya başladım. Cezaevinde tecrit, baskı ve psikolojik işkence var. Ölmek istedim, ölemedim.   Carolin: Brezilyalıyım. Yedi yıldır farklı cezaevlerinde kaldım. Benden erkek gibi giyinmemi istiyorlardı. Çok zorluk çektim. Hem yabancı hem de trans olmak hapiste çok zor. Trans olduğun için açık cezaevi ve diğer infaz biçimleri uygulanmıyor, tekli hücrede tutuluyorsun.  Recep: Heteroseksüel olsaydım, şimdi dağda ya da toprak altında olabilirdim. Eşcinsel olmasaydım bu kadar zorlu bir süreci yaşamazdım. LGBTİ MAHKUM SAYISI   Kitapta verilmiş olan bilgiye göre, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden (CİSST) Mustafa Eren’in verdiği bilgiye göre, CİSST’in Adalet Bakanlığı’na yaptığı başvurulara cevap olarak, Temmuz 2013’te 79, Mayıs 2014’te 95 LGBTİ mahkûm bulunduğu bildirilmişti. 2015’te, yapılan bilgi edinme başvurusu ise yanıtsız kaldı. 

 

Travestiler Meclis Yolunda

Antalya Kadın Koordinasyonu tarafından düzenlenen mitingde kadınlara konuşan Bulvan, “Eğer yüzde 10’u geçip barajı aşarsak ki bundan hiçbir şekilde şüphemiz yok, halaylar çekeceğiz, zeybekler oynayacağız, horonlar tepeceğiz, belki de çiftetelli oynayacağız. Ben hayatımda çiftetelli oynamadım ama 7 Haziran akşamı çiftetelli de oynayacağım” diye konuştu.
Miting için Aydın Kanza Parkı’nda toplanan kalabalık, ellerinde HDP flamalarıyla yürüyüşe geçti. Kürtçe sloganlar atan grup, sık sık HDP’nin seçim sloganı olan “Bizler meclise” dedi. Aydın Kanza, Teomanpaşa ve Atatürk Parkı güzerganı izleyen grubun önünde HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, HDP Antalya milletvekili adayları ile kol kola girerek yürüdü. Görme engelli HDP Antalya milletvekili adayı Gülkız Türk ise bir refakatçi ve beyaz bastonu ile yürüdü.

TRAVESTİDEN DESTEK
Travestilerin çoğunlukla ikamet ettiği Teomanpaşa Mahallesine gelen grubu kaldırımda bir travesti karşıladı. Yürüyen gruba zafer işareti yaparak selamlayan travesti, elindeki cep telefonu ile HDP’li kadınları görüntüledi.

“KADINLAR TÜRKİYE’DE ÇOK FAZLA ŞİDDETE MARUZ KALIYOR”
Atatürk Parkı içerisinde bir bölümde polis aramasından geçen kadınlara HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, hitap etti. HDP’li kadınlara seslenen Pervin Buldan, “Kadınlar en fazla Türkiye’de şiddete ve baskıya maruz kalarak kadın katliamlarına ve cinayetlertle de karşı karşıya kaldılar. Dünyada her yerde kadına karşı bir yok sayma ve inkar politikası vardır ve bu en fazla Türkiye’de vardır” dedi.

“BARAJI AŞACAĞIMIZDAN ŞÜPHEMİZ YOK”
Kadınların ezildiği için milletvekili listelerinin yarısını kadınlardan oluşturduklarını da ifade eden Buldan, “550 milletvekili adayının yarısı HDP’de kadınlardan oluşuyor. Eğer yüzde 10’u geçip barajı aşarsak meclise girersek ki bundan hiçbir şekilde şüphemiz yok. Kadınlar, gençler, ezilenler, yok sayılanlar, el ele vermiş ve haziranda barajı yıkmak için yola çıkmışlar. Meclise girdiğimiz andan itibaren grubumuzun yarısı kadınlardan oluşacak. 100 milletvekili ile girersek 50’si kadın 50’si erkek olacak. Eşit temsiliyet olacak” dedi.

“BARIŞ SÜRECİ BAŞLADI, KARDEŞ KANI DURDU”
Barış ve müzakere sürecini de değerlendiren Buldan, barış sürecinden bu yana kan dökülmediğini söyledi. Sürecin kendileri için kıymetli olduğunu ancak AK Parti’nin sürecin ilerlemesi için hiçbir şey yapmadığını savunan Buldan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Barış ve müzakere sürecinin gidişatıda önemlidir. 2 buçuk yıldır barış ve müzakere süreci denilen bir süreç başlatıldı. 2 buçuk yıldır bu coğrafya da annelerimiz ve kadınlarımız ağlamadı. Neden ağlamadılar çünkü bu coğrafyaya cenazeler gelmedi. Trabzon’a Samsun’a asker cenazeleri gitmedi. Mardin’e Diyarbakır’a Hakkari’ye cenazeler gitmedi. Konya’ya, Ankara’ya polis cenazeleri gitmedi. Bu süreç bu yüzden bizim için kıymetlidir. Bu süreç başladığı için akan kardeş kanı durdu. AK Parti bu sürecçin ilerlemesi için gerekli adımları atmıyor”.

“HİÇ OYNAMADIM AMA 7 HAZİRAN AKŞAMI ÇİFTETELLİ OYNAYACAĞIM”
Barajı aşacaklarını ve zaferin şimdiden kutladıklarını belirten Buldan, “Barajları hep birlikte aşacağız. Kadınların zaferi kutlu olsun. Halaylar çekeceğiz, zeybekler oynayacağız, horonlar tepeceğiz, belki de çiftetelli oynayacağız. Ben hayatımda çiftetelli oynamadım ama 7 Haziran akşamı çiftetelli de oynayacağım” diye konuştu. 

Ankara Travestileri Haberleri

Konuya ilişkin Bilge Kadın Araştırma Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada, “Türkiye’nin özellikle AB’ye tam üyelik müracaatından sonra ilerleyen süreçte inanç ve değerlerimizle hiçbir şekilde bağdaşmayan, milli bünyemize aykırı birçok unsur kimliğimizi ve toplum yapımızı tehdit edecek şekilde hızla yayılmaya başlamıştır. Toplumların yapısına yabancı ve zararlı unsurların yayılıp yerleşmesini sağlamak için çeşitli metotlar kullanılmaktadır. Bu metotlardan birisi de kavramlarla oynamaktır. Bu şekilde toplumun sahip çıktığı ve direnç noktası olan mevcut kavramların içi boşaltılarak hiç ilgisi olmayan bambaşka manalar yüklenmekte ya da yeni kavramlar türetilmektedir. Böylece toplumlar iğfal edilerek tepki göstermeleri engellenmekte ve bu metot sahiplerinin istediği yöne sürüklenmeleri sağlanmaktadır. Özgürlük, özel hayat ve eşitlik kavramları da nerdeyse gerçek anlamlarından tümüyle koparılarak toplum mühendisliğine uygun araçlar haline dönüştürülmektedir. Ahlak toplum hayatının temel dinamiklerinden birisidir. Ahlak olmaksızın hukuk ve özgürlük olmaz. Bireysel olarak ahlak aynı zamanda insan yaşantısının da ayrılmaz bir parçasıdır. Ahlakı olmayan bir özel hayat da olamaz. Eşcinsellik günümüzde tüm dünyada toplum yapılarını tehdit eden ciddi bir meseledir. Batıda ‘neşeli, umursamaz’ ve ‘canlı, renkli, gösterişli’ anlamlarına gelen ‘gay’ tabiri bir anda eşcinsellere yakıştırılmış, kelime anlam kaymasına uğrayarak diğer anlamların kullanımı yok olmaya yüz tutmuştur. Kelimenin esas anlamına uygun olarak eşcinseller rengârenk gökkuşağı renklerini sembol edinerek kendilerine canlı, enerjik bir hava verip insanları cezbetmeye çalışmaktadırlar” denildi.

“TÜRKİYE’NİN DE AYNI YOLA GİRMESİ İSTENİYOR”

Eşcinselliğin 1968’e kadar sapkınlık olarak görüldüğünün belirtildiği açıklamada, “ABD’de 1968’e kadar cinsel bir sapkınlık olarak görülüp hastalık listesinde yer alan eşcinsellik bu tarihte hastalık listesinden çıkarıldıktan sonra hızla yayılmış, sosyal ve kültürel yapıyı adeta alt-üst etmiştir. Ardından -gerek ABD gerekse Avrupa’da- eşcinsellere evlenme hakkı verilmeye başlandıktan sonra bu tahribat daha da artmıştır. Evlenme hakkı verilip “aile” olarak kabul edilince çocuk taleplerini karşılayabilmek için evlat edinme hakkı verilmiş, doğum yoluyla çocuk edinme taleplerini karşılayabilmek için de sperm bankaları ve taşıyıcı annelik devreye sokulmuştur. Eşcinsellik hastalık listesinden çıkarıldıktan sonra toplum nezdinde de kabul görebilmesi için yine kavramlarla oynanmıştır. İnsanların gözünde olayı normalleştirebilmek için önce ‘cinsel tercih’ olarak gösterilmiş, tercih kişinin iradesini kullanıp seçim yapmasını gerektirdiğinden ve eşcinsellik de olumlu bir tercih olmayacağından bu defa “cinsel yönelim” kavramı türetilmiştir. Böylece eşcinseller olumsuz tercih kullanmanın sorumluluğundan ve sonuçlarından kurtarılıp eşcinsellik sanki doğal bir süreçmiş görüntüsüne sokulmuştur. Dış baskı ve tehditlerle Türkiye’nin de aynı yola girmesi istenmektedir. Toplumu buna hazırlayabilmek için sürekli olarak eşcinseller özellikle medya kanalıyla gündeme getirilmektedir. Müzik ve film piyasasındaki eşcinsellere özel bir önem verilerek bunlar öne itilmekte ve –reklamlara kadar- hemen her film ve dizide bu tür tiplemelere yer verilmektedir. Bu cümleden olarak medyaya malzeme olması bakımından eşcinsel yürüyüşleri, konserler, festivaller gibi etkinlikler düzenlenmektedir. Medya desteğinin yanı sıra eşcinseller aile, ahlak, namus gibi toplumun temelini teşkil eden kurum ve kavramları yıkıp, yok etmeye çalışan marjinal kesimlerle de sıkı bir işbirliği içerisinde yol almaya çalışmaktadır” ifadeleri yer aldı.

“AMAÇ MÜZİK YOLUYLA EŞCİNSELLİĞİ MEŞRULAŞTIRMAK”

Açıklamada, eşcinselliği yayma misyonu olan orkestranın ilk kez Müslüman bir ülkede konser vereceği belirtilerek, “Bu meyanda mübarek Ramazan ayının 10. gününe rastlayan 27 Haziran 2015 günü, eşcinselliği yaymayı kendisine misyon edinmiş eşcinsellerden kurulu bir Amerikan orkestrası, ilk defa olarak bir Müslüman ülkede, Türkiye’de konser verecektir. Orkestranın amacı müzik yoluyla eşcinselliği meşrulaştırıp, yaygınlaştırmaktır. Hemen ertesi gün 28 Haziran 2015 günü –ki Ramazan ayının 11. günüdür- İstanbul’da yapılması planlanan eşcinsel yürüyüşüne bu orkestra da katılacağını belirtmiştir. İnancımız, tarihimiz ve kültürümüzle hiçbir şekilde bağdaşmayan, ahlak kurallarına uymayan bu tür faaliyetler toplum yapımızda büyük tahribat ve yıkımlara sebep olabilecek vahamette olaylardır. Bu sadece bizimle sınırlı kalmayıp bizden hareketle diğer İslam ülkelerine de ihraç edilmek istenmektedir. Bu gibi faaliyetlere izin verilmesi veya göz yumulması ileride telafisi mümkün olmayan büyük felaketlere sebep olacaktır. Milli ve vicdani bir görev olarak bu konser ve yürüyüş ile benzeri faaliyetlere engel olunması için yetkili makamları görevlerini yapmaya davet ediyor, bu büyük vebalden kurtulmak için cesaretle gereken adımları atmalarını bekliyoruz” denildi.

 

Osman sınavdan travesti açılımı !

Çok başarılı süper yönetmen Osman Sınav ile ilgili flaş bir gelişme yaşanıldı. Osman Sınav katıldığı bir etkinlikte sanatçıların Araf'ta durması gerektiğini belirtti çok önemli beyenatlarda bulundu işte o gelişmelerin ayrıntıları.


Yunus Emre Enstitüsü (YEE), 2010 yılında bu yana düzenlediği Türkçe Yaz Okulu Programı kapsamında bu yıl dünyanın dört bir yanında Türkçeye gönül vermiş, Türk kültürünü ve tarihini öğrenmek ve kariyer yapmak isteyen öğrencileri program kapsamında Türkiye'ye getirdi.


2015 Uluslararası Türkoloji Yaz Okulu'nda eğitim alan Türkçeye ve Türk filmlerine hayran gençler, bugüne kadar Kurtlar Vadisi, Acı Hayat, Ekmek Teknesi, Uzun Hikaye gibi bir döneme damgasını vurmuş kült dizi ve filmlerin yönetmen ve yapımcılığını yapan Osman Sınav ile buluştu.


Sınav, Rusya, Letonya, Mısır, Hindistan, Ukrayna, İran, Beyaz Rusya ile beraber 31 ülkeden 200 katılımcının yer aldığı yaz okulunda Türk sinemasını, Dizi sektörünü, yönetmenliği,  filmlerini ve deneyimlerini paylaştı.  "Sanatçı taraf tutmaz, Araf'ta durmalıdır" Osman Sınav öğrencilerle buluştuğu programda sinemayı, senaryo yazarlığını ve deneyimlerini paylaştı.  


Sınav, "Uzun Hikaye filmi aslında Yunus Emre Enstitüsü filmi oldu. Çünkü bu filmle Yunus Emre Enstitüsü ile Ürdün'e,  Tahran'a Polonya'ya Bosna Hersek'e, Makedonya'ya, Kazakistan'a ve daha birçok ülkeye gittik. O yüzden Yunus Emre Enstitüsü son 50 yılda Türkiye Cumhuriyeti tarihinin önemli bir kültürel hareketidir" dedi. Ünlü yönetmen sözlerine şöyle devam etti:  "Size hakikatin inşası hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Hakikat dediğimiz şey felsefede sözel inşadır. Sinemadaki hakikat ise görsel olarak inşa edilir. Buradaki bağı tanrı kurar ve kutsal kitabında da olduğu gibi sözlerden bir görüntü oluşturur. Çünkü görüntü sadece kameradan alınmaz, sözlerle de görüntü oluşturabilirsiniz. Hakikati oluşturmak için ise dramatik okuma yapmanız lazım. İnformatik okumadan sanat olmaz bilim yapılır. Sanat yapanlar dramatik okuma yapanlar. Çağdaş algıyı yaratan da dramatik okumadır ki zihnimizin derinleşmesi için dramatik okuma yapmak zorundayız. Çünkü sanatçı Araf'ta durmalıdır. Dramatik okuma yapmazsa Araf'ta duramaz. Bir tarafı tercih etmiş demektir. Siz sanatçı olarak her iki tarafı da görmek zorundasınız. Uzun Hikaye benim için böyle özel bir filmdi. Bir arayış, bir hicret filmi Uzun Hikaye. Alt metninde dramatik okuma yatar. Bizim için maddi manevi daha doğru daha adaletli bir yere doğru gitmektir. Filmin ana karakteri Ali de işte bu yüzden hep arayışla başka başka yerlere gider." "Sinema evrensel bir dildir"


Yunus Emre Enstitüsü Başkan Yardımcısı Dr. Şaban Çobanoğlu programda yaptığı konuşmada sinemanın diline ait şunları söyledi:  "Filologlar ve Türkologlar insanın iç dünyasını ve dış gerçekliği incelerler. Sinema da böyle bir dil yakalar. İnsanın iç dünyası ve dış gerçeklik arasındaki bağı yansıtır. Sinema evrensel bir dildir ve Filologlar ve Türkologlar da diller üzerine çalışırlar ve yeni dilleri araştırırlar. Sanat her türüyle bir bütündür ve birbirinden ayrılması zordur. Sinemanın içeresinde kameranın bir dili var yönetmenin, edebiyatçının, yazarın bir dili var, bu dili yorumlayan bir yazar var, okur var, yorumcu var. Sizin yorum dili konusunda da çok iyi yetişmeniz gerekiyor. Foucault'tan Derrida'ya kadar araştırın, bakın ne demişler. Bir edebiyatçının, bir sanat eleştirmeninin bilmesi gereken şey budur." Enstitü olarak kapalı diplomasi dillerini açmaya çalıştıklarını belirten Çobanoğlu, "Dillerimizi ortaya koyup zengin bir harmanda yorumlamak istiyoruz. Artık ülkenin sınırlarını kültürler ve dillerin bir araya gelerek kaynaşması korur, toplar tüfekler değil" dedi ve katılımlarından dolayı önce usta yönetmen Osman Sınav'a sonra da katılımcılara teşekkür etti. Program öğrencilerle soru-cevap yapılmasının ardından son buldu.

Kaynak:Ucankus.com

Osman Sınav Kimdir?

Hayatı

1956 yılında Burdur’da doğdu.1975 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nü bitiren Sınav, tekstil tasarımıyla da ilgilendiği için 1977’de aynı okulun Uygulamalı Sanatlar Yüksek Okulu Tekstil Dizaynı bölümüne kaydoldu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Sinema Televizyon Enstitüsü’nde de eğitim gören Sınav, 1979 yılında mezun oldu.

Profesyonel iş hayatına Man Ajans’ta metin yazarı olarak çalışmaya başlayarak atılan Sınav, reklamcılık kariyerine daha sonra 1980 ve 1984 yılları arasında Grafika Lintas isimli ajansta devam etti. Metin yazarlığının yanı sıra creative grup başkanlığı görevini de yürüten Sınav, 1984 yılında Sinegraf Film Yapım/Yönetim Ltd. Şti.'ni kurdu. Yazdığı 500’e yakın reklam filmi ve kampanyayla uzun soluklu reklamcılık tecrübesine 1987’de son noktayı koyan Sınav, artık sadece sinema projeleri üzerine yoğunlaşmak istiyordu.

TV dizileri ve uzun metrajlı filmleri başlatan yönetmen, aynı yıl başrollerini Haluk Kurtoğlu ve Alev Sezer’in paylaştıkları Bir Muharririn Ölümü isimli TV filmi için kamera karşısındaydı. Ardından 1989’da senaryosunu İlhami Algör ile birlikte yazdıkları Hünkarın Bir Günü geldi. 1990’da Yalancı Şafak, Küçük Dünya ve Aşka Kimse Yok filmlerini çeken Sınav, 1993’te Süper Baba isimli TV dizisinin yönetmenliğini yaptı.

1994’te Mehmet Aslantuğ’a en iyi oyuncu, kendisine de en iyi yönetmen dallarında Altın Portakal kazandıracak Yalancı’yı çekti.

Melek Apartmanı, Mavi Düşler ve Sıcak Saatler gibi diğer TV dizilerine de imza atan yönetmen, daha önce de birlikte çalıştığı Mehmet Aslantuğ ve Ayşegül Aldinç’in başrollerini paylaştıkları Gerilla isimli filmi 1998’de izleyiciyle buluşturdu. Tomris Oğuzalp filmdeki rolüyle en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında Altın Portakal ödülünün sahibi oldu.

Kenan İmirzalıoğlu’nu keşfeden yönetmen, onun güçlü bir yüzü olduğunu düşünüyordu ve İmirzalioğlu-Sınav ortaklığı 1999’da Deli Yürek isimli diziyle start aldı. 2002’de filmi için kamera arkasına geçen Sınav, Deli yürek: Bumerang Cehennemi’yle hatırı sayılır bir gişe başarısı elde etti.

2002 yılında Mazhar Alanson’un da aralarında olduğu oyuncu kadrosuyla Ekmek Teknesi’ne imza atan Sınav, Kurtlar Vadisi’nin de 55. Bölüm'e kadar yönetmenliğini ve yapımcılığını yaptı. Mafya ve derin devlet ekseninde gelişen ilişkiler üzerine kurulu olan dizinin yönetmenliğini bıraktıktan sonra, Kapıları Açmak ve Metin Erksan klasiği Acı Hayat ’ın yeni versiyonu için kamera arkasındaydı.

Osman Sınav son olarak yönetmenliğinin yanı sıra yapımclığını da üstlendiği, Fatih Akın’ın Kısa ve Acısız isimli filminden tanınan Mehmet Kurtuluş ve Dogville, The Batman gibi filmlerde de rol almış Udo Kier’in de aralarında olduğu oyuncu kadrosuyla, Pars: Kiraz Operasyonu’nu vizyona soktu.

2012 yılında özel bir törenle, MSGSÜ sinema ve televizyon bölümünden mezun oldu.[1]
Hakkındaki homofobi iddiaları

Osman Sınav eşcinsel karşıtı bir açıklaması yüzünden çeşitli LGBTT örgütleri tarafından protesto edildi. Türkiye’deki Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel (LGBTT) hakları ile ilgili çalışan 8 kurum ortak bir açıklama yayınlayarak eşcinselleri "O tip insanlar", "ahlaksız" ve "karanlık" olarak niteyelen Osman Sınav’ı özür dilemeye davet ettiler.[2]

ATV'de gösterimi başlayan Kılıç Günü adlı dizide iki erkeğin aynı yatakta yarı çıplak bulunduğu sahne üzerine HT Magazin'e şu açıklamayı yapmıştı:[3]
“     Bu sahneleri provoke amaçlı kullanmadık. Böyle bir amacımız olsaydı daha önceden görselleri basına verirdik. Hikâyemizde Firavun'un sarayından bahsediyoruz. Firavun'un sarayında böyle şeyler vardır. Bunlar gerçektir. Karakter tanımlaması yapıyoruz. İyiliği, bütün güzelliğiyle gösterebilmek için karanlığı da bütün çıplaklığıyla göstermek lazım. Yoksa 'iyi' hissedilemez. Sığ kalır. Biz kimsenin cesaret edemediği şeyleri göstermeye çalışıyoruz. Ahlâksızlık propagandası yapmıyor, aksine o tip insanların profilini sergiliyoruz. Bu kişiler ve ahlâksızlıklarını gösterebilmek için ahlak sınırları dışına çıkmadan bir şeyler yapmak zorundayız.     ”
Söyleşileri

Erciyes Üniversitesi Süleyman Çetinsaya İletişim Fakültesi tarafından organize edilen 7. Erciyes Film Festivali'ne onur konuğu olarak katılan Osman SINAV, "Beyaz Cam'dan Beyaz Perdeye" adlı söyleşisinde bir öğrencinin; tarihi şahsiyetlerin işleniş biçiminin yanlışlığına dikkat çekerek, bu durumun bir yönetmen kendisini vicdanen rahatsız edip etmediğini sorması üzerine, bu durumdan rahatsız olduğunu ve bu tür yapıtların azami ihtimam gösterilerek yapılması gerektiğini söylemiştir. "Türk tarihinde ve Türk toplumunda sinemaya konu olabilecek pek çok hadise, mekan ve kişi olmasına rağmen Türk Sinemasının içerik bakımından seçkin yapıtlar verememesini nasıl yorumlarsınız?" şeklindeki soruya Türkiye'de sinema sektörünün içinde bulunduğu zorlukların buna müsaade etmediği söyleyen Osman SINAV, Osman Batur örneğini vererek kültürel alt yapının da zayıf olduğunu ifade etmiştir [4]

 

 

Travesti nedir ?

Travesti nedir ?

Merhaba Arkadaşlar Buseferki yazımda Son Zamanlarda Travesti Nefret Suçları Artmaya Başladı Bu Konuya Değinmeye Çalışacağız.Son 2-3 Ay İçinde Türkiye Genelinde Çokca Travestiler‘e Yapılan Saldırılar Bayağı Artmaya Başladığını Görmekteyiz.

Bu Nefretin Neden Bukadar Artmaya Başladığını Öğrenmek İçin Ayrıntılı Araştırma Yapmaya Başladık.Kısa bir süre öncesine kadar Örgütler (ekonomik, sosyal, siyasal) açısından temel başarı ölçütleri hedeflere ulaşmataki matematiksel veriler yani istatistiklerdi. Diğer bir ifade ile siyasi partide alınan oy, bir şirkette elde edilen kar, lobi örgütlenmesinde ulaşılan güçtü. Tüm dünyanın geçirdiği evrim ve gelinen süreçte, temel ölçüt sayısal veriler kadar örgütlenme içinde yer alanların, çalışanların mutluluğu, adana travestileri muhatapların tatmini de esaslı ölçüt olmaya başladı.

Uluslararası ilişkilerde tüm büyük örgütler çok uluslu, çok kültürlü, örgütlü hale geniş bulunmaktadır. İş hayatında ki orta ve büyük ölçekli ( örgütlerin) nerdeyse tamamı alanya travestileri çok kültürlü ve çok uluslu olarak kabul edilebilir. Bu çok uluslu/kültürlü yapılar içinde yer alan bireyler açısından en önemli sorun ise çeşitli şekillerde tezahür eden nefret suçlarıdır.

Nefret suçları çok kültürlü çok inançlı örgütlerde demokrasinin, aidiyetin, üretimin ve mutluluğun önünde ki en büyük sorunlardan biridir. Gelişmiş tüm ülkelerde, konuya ilişkin çeşitli yasal düzenlemeler yapılmış olup konunun artık ülke gündemine taşınması için nefret suçları ve bunun örgütlere özelliklede iş yaşamına yansımaları ve toplumsal duyarlılığın arttırılması için bu çalışma hazırlandı.

Kategori Gaziantep Travestiİstanbul Travestiİzmir Travestiİzmit TravestiKayseri TravestiMersin TravestiSakarya TravestiSamsun TravestiTekirdağ TravestiTravestiTravestiler

 

travest-ilanları-background